1 Ekim 2015 Perşembe

Yeni Sezona Doğru - Pınar Karşıyaka

Geçtiğimiz üç sezon boyunca Ufuk Sarıca'nın koçluğunda, Dixon-Diebler'ın etrafında şekillenen kadrolar kuran Pınar Karşıyaka iki gardını Türkiye'nin en pahalı iki takımına gönderdikten sonra büyük bir kadro yenilenmesi yaşadı. Türkiye Ligi'nin son şampiyonu, geçen yıl Eurocup'ta da çeyrek final oynamıştı. Bu sezon Euroleague'de mücadele edecekler. Kadroyu inceleyelim...


PG - Joe Ragland - Kenan Sipahi - Soner Şentürk


SG - Justin Carter - Can Altıntığ - Muhammed Baygül


SF - Josh Carter - İnanç Koç - Mertcan Solkol


PF - Kenny Gabriel - Kerem Gönlüm - Mert Celep


C - Juan Palacios - Colton Iverson - Egemen Güven




                                          OYUN KURUCULAR



'89lu Joe Ragland, Dixon sonrası dönemde takımın transfer edebileceği en iyi gardlardan biriydi. 2013/14'te Cantu ile beraber başarılı bir grafik çizdi ve EA7 Milano'ya transfer oldu. Milano'da ligde sayı ortalaması düşse de ribaund-asistlerde ve şut yüzdelerinde istikrarlı olduğunu görüyoruz. Serbest atışlarda %80'i, üçlük atışlarda %43'ü aşan ortalamaları var. Karşıyaka'da Cantu'daki takım içi rolüne uygun bir rol oynayacağını söyleyebiliriz; Cantu'da 14s-3a gibi ortalamalar yaparken 2'nin üstünde top kaybı ortalaması vardı.


Kenan Sipahi'nin Fenerbahçe'den kiralanması sonrası rotasyonda Ragland'ın arkasında yer alacağını söyleyebiliriz. Kenan, önceki sezon yaşadığı ağır sakatlıktan sonra geçen sezon Fenerbahçe Ülker'e kısıtlı katkı vermişti ama özellikle savunmada faydalı olduğunu söyleyebiliriz. Karşıyaka'da Fenerbahçe'ye nazaran daha fazla süre bulması muhtemel; Kenan'ın etkili oynaması Türkiye açısından da önemli olacaktır.


Ligimizin tecrübeli gardlarından Soner Şentürk, Karşıyaka'daki dördüncü sezonuna başlayacak. Soner aldığı sürelerde topla fazla oynamazken, dış savunmada da önemli katkı yapabiliyor. Kenan'ın kadroya katılması durumunda aldığı sürelerin daha da azalması muhtemel.




                                      DIŞ OYUNCULAR


Uşak'ta geçirdiği yıllardan sonra geçen sezonun ikinci yarısında Galatasaray forması giyen Justin Carter, yazın da Phoenix Suns ile beraber Yaz Ligi'nde oynamıştı ama fazla şans bulamadı ve gönderildi. Carter'ın gönderilmesinin bu yıl Galatasaray'ın transfer döneminde yaptığı en büyük hata olduğunu düşünüyorum. Uşak'taki yıllarından da özellikle beğendiğim bir oyuncu olan Carter GS döneminde de aldığı süreleri iyi değerlendirmişti, hücumda patlayıcı bir güce sahip ve direkt potaya gidip savaşan bir oyuncu. Savunmada da çok önemli bir güç. Eksik yanları, serbest atışları ve dış şutları diyebiliriz.


Josh Carter 2009 kariyer başlangıcından beri sadece Maccabi Ashdod’da iki yıl kaldı, onun haricinde her sezon takım değiştirdi; Almanya-İsrail-Rusya-İtalya derken Telekom’da geçirdiği sezondan sonra Türkiye’de ikinci sezonunu geçirecek. Geçen sezon Telekom’da özellikle dış şutlardaki performansıyla öne çıktı, serbest atış çizgisinden de başarılı ve geçen sezon oyunun asist yönünde de çok katkı verdiğini gördük. Siena’yla geçirdiği Euroleague sezonunda önemli bir takım oyuncusu olduğunu göstermişti.


Can Altıntığ sadece bir sezonun ardından yine Karşıyaka'da. Can önemli Avruğa tecrübesine sahip, top kaybı rakamları can sıksa da asistleri de önemli, takım kurgusunda önemli bir yere sahip olacaktır ki Karşıyaka'nın bench rotasyonunun da zayıf olduğu düşünüldüğünde bu sezon yine fazla süre alacağını düşünüyorum.


Karşıyaka'da üçüncü sezonunu geçirecek olan tecrübeli isim İnanç Koç, geçen sezon da takımda önemli rol almadı ama takım liderliği yönünden önemli katkısı oldu. Topla fazla oynamıyor, ribaundlarda ve takım savunmasında öne çıkıyor. 3/4 pozisyonlarında oynayarak rakibin dengesini bozmada rol aldığını yazabiliriz.


TED'de geçirdiği iki sezonun ardından KSK'ya transfer olan '92li Muhammed Mustafa Baygül zaman zaman çok dengesiz olabilse de, takıma katkı verebilecek olan isimlerden ve jenerasyonunun da önemli isimlerinden biri. Geçtiğimiz iki sezonda TED'de önemli sayılabilecek süreler almasına karşılık, istikrarlı katkısı olduğunu söyleyemeyiz.


'96lı Mertcan Solkol, geçtiğimiz sezon da takımda forma şansı bulamadı. Karşıyaka altyapısından yetişen ve şu anda kadroda bulunan isimlerden biri.



                                                  UZUNLAR



Takımda ikinci sezonunu geçirecek olan pivot Juan Palacios geçtiğimiz sezon hem ligde, hem de Eurocup'ta takımın en etkili oyuncularından biri oldu. Pozisyonuna göre boyu biraz kısa olsa da, açığını atletikliğiyle kapatıyor. Önemli Avrupa tecrübesine sahip diyebiliriz. Dış şutu olmasa da orta mesafe şutlarındaki isabet oranı çok yüksek ve bu da onu özel kılıyor.


Palacios gibi takımda ikinci sezonuna başlayacak olan Kenny Gabriel de özellikle saha içi isabeti konusunda çok önde; serbest atışları ise endişe verici diyebiliriz. Kritik anlarda daha iyi oynaması ve dış şutlarda da etkili olması kendisini özel kılan etmenler; ikili oyunlarda da Palacios'a nazaran daha etkili diyebiliriz.


Beşiktaş-Laboral'le geçirdiği sezonlardan sonra üçüncü sezonuna da yeni bir takımda başlayacak olan Colton Iverson, Laboral'deki sezonunda Beşiktaş'taki sezonuna göre daha iyiydi diyebiliriz. Top kaybı rakamları iyice düştü ve serbest atış çizgisinde hala istenilen seviyede olmasa da daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Karşıyaka adına özellikle savunmadaki performansı önemli olacak.


Türkiye Ligi'nin ve Euroleague'in en tecrübeli oyuncularından biri olan Kerem Gönlüm geçtiğimiz sezon Galatasaray forması giymişti, GS formasıyla istenenin altında bir çizgide olduğunu söylemek mümkün. İlerleyen yaşını da hesaba katarsak, savunmada eskisi kadar etkili olamıyor ve süreleri de azaldı. KSK'da tecrübesiyle fark yaratması beklenecek.


'96lı Egemen Güven bu yaz U19 takımının kaptanlığını üstlendi. Gençler seviyesinde başarılı grafik çizmesine rağmen, iki sezondur Karşıyaka'da fazla oynama şansı bulamadı. Bu sezon da Iverson-Gönlüm varken fazla şans bulması zor.


'95li Mert Celep geçen sezonun ikinci yarısında İTÜ forması giymişti. Takımda önemli süre almasına karşılık fazla etkili olamadığını söyleyebiliriz. Yazın ise U20 takımında oynamasına rağmen fazla şans bulamadı.







                Tahmin: Pınar Karşıyaka kadrosunu -mecburen- baştan aşağı yeniledi; bu sefer dış oyuncular yerine pota altı oyuncuları sabit kalmış oldu. Bu değişim sonrası Karşıyaka'nın geçtiğimiz sezon olduğu kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum; özellikle ilk aylarda zorluklar yaşamaları olağan ama atletik oyunculardan kurulu heyecan verici bir takım kurdukları kesin. Özellikle Justin Carter-Kenny Gabriel varken sezon boyunca birçok şık pozisyon izlememiz kesin gibi duruyor.











sahinarif88@hotmail.com



twitter: @arifsahin1

29 Eylül 2015 Salı

Yeni Sezona Doğru - Beşiktaş

Geçen sezona Ahmet Kandemir'le başlayıp, başarısız sonuçlar alan ve Eurocup'ta ikinci tur grubundan çıkamayan Beşiktaş sonrasında Henrik Dettman'la anlaşmıştı, TBL'de de play-off'a kalamayarak hayal kırıklığı yarattılar... BJK yeni sezon için kadrosunu baştan aşağı yeniledi, inceleyelim...



PG - Nate Wolters - Engin Atsür - Kartal Özmızrak


SG - DJ Seeley - Evren Büker - Muratcan Güler


SF - Tremmell Darden - Cenk Akyol


PF - Erik Murphy - Leon Radosevic - Doğan Şenli - *Lamont Hamilton


C - Maciej Lampe - Emre Bayav



                                                      OYUN KURUCULAR



2013 NBA Draft'ının 38 numarası Nate Wolters etkileyici çaylak sezonundan sonraki sezonda etkili performans sergileyemedi ve yeni sezon için de NBA'de sözleşme yapamadı, Avrupa yolunu seçti. Nate'in NBA istatistiklerine bakarsak, aldığı sürelere oranla iyi bir asistçi olduğunu görüyoruz ama diğer taraftan da şutları hiç iyi değil. Serbest atış yüzdesi bir oyun kurucuya göre kötü sayılır. Kariyerinde çıkış peşinde...


Ligimizin tecrübeli isimlerinden Engin Atsür'ün adı, yaz döneminde Efes'le anılmıştı ama kadroda kaldı. Engin Atsür formda olduğu sürece takıma liderlik edebilecek kadar iyi bir oyuncu ama kariyeri boyunca yaşadığı sakatlıklardan dolayı pek kendisinden beklenenleri sahaya yansıtamadı, ne olursa olsun, iyi bir yedek olacaktır.


16 yaşında takımın yükselen değeri olan, Kandemir döneminde kadro dışı bırakılan Kartal Özmızrak, Eskişehir'deki kiralık döneminin ardından Beşiktaş'a geri dönüyor. Yazın U20'de takımın lideri oldu ve bronz madalya getirdiler. A Milli Takım'da ise kadroda yer almasına rağmen fazla oynama fırsatı bulamadı. Kartal'ın geçen seneki istatistiklerine bakacak olursak, aldığı sürelere göre az asist yaptığını ve top kaybı rakamının da yüksek olduğunu söyleyebiliriz, fena bir dış savunmacı değil, oyuna hız kazandıran bir oyuncu ama bu performansıyla fazla süre alması zor gözüküyor.



                                                DIŞ OYUNCULAR


Tecrübeli oyuncu Tremmell Darden üstüste sekizinci sezona da farklı bir takımla başlıyor. Son dört sezonda Euroleague'de, farklı ülkelerde oynadı. Geçen yıl Olympiakos'la iki yıllık anlaşma yapmasına rağmen, birinci sezon sonunda takımdan ayrıldı. Darden'ın en iyi sezonunu Zalgiris'te geçirdiğini görüyoruz. RMD-Olymp sezonlarında yine ilk beşte başlamasına rağmen takımda aldığı rol değişti ve süreleri de düştü. İyi bir dış savunmacı, fena sayılmayacak dış şutu var, oyunun asist yönüne katkısı olmasa da oyun içinde fazla hata yapmıyor ve oyundan kopmuyor. Darden 11 yıl önce profesyonel kariyerine Erdemir'de başlamıştı, kariyerinin sonlarında yine Türkiye'de olacak. Tecrübesiyle Eurocup'ta takıma önemli katkısı olacaktır.


Kadroda bulunan isimler arasında Beşiktaş'ta en çok kalan isim olan Muratcan Güler Beşiktaş'ta dördüncü sezonuna başlayacak. Geçen sezon süresi düşen Muratcan'ın olumlu katkısı olduğunu söylemek de zor; asist/top kaybı yüzdesi düşük, dış şutlarda berbat, savunmadaki eski patlayıcılığı da yok.


Tecrübeli şutör/forvet Cenk Akyol 3.Efes döneminin ardından bu kez de Beşiktaş'la anlaştı. Geçtiğimiz sezon uzun bir sakatlık dönemi geçirmişti, sezon sonunda sakatlıktan döndü, çok kötü olmasa da beklenildiği gibi olduğunu söyleyebiliriz. Beşiktaş, Engin'den sonra bir başka riskli yatırımı da Cenk'e yaptı diyebiliriz. Tecrübeli oyunuyla ve fena olmayan dış şutlarıyla etkili olacaktır.


Bir başka tecrübeli dış oyuncu da Evren Büker. Evren de üstüste beşinci sezonunu da yeni bir takımla açıyor. Tofaş'ta geçirdiği iyi sezonun ardından geçen sezon Türk Telekom forması giymişti. Telekom'da Tofaş'taki istatistiklerinin altına düştüğünü görüyoruz -bu biraz da takımda sürekli değişim olmasıyla alakalı-


Dış oyunculardan en çok merak edilen isim DJ Seeley. '89lu Amerikalı Radnicki-Bayreuth sonrası geçen sezonun büyük bölümünü NBDL'de geçirdikten sonra sezonu Manresa'da bitirmişti ve bu sezon Beşiktaş'la başlıyor. Manresa'daki kısa döneminde ve bu sezonki hazırlık maçlarında dış şutlardaki çok yüksek performansıyla dikkat çekti. Serbest atışları iyi seviyede; asist/top kaybı oranında ise kötü bir tablo göze batıyor. Seeley'nin bir anlamda Lofton'ın varisi olduğunu söyleyebiliriz.




                                                         UZUNLAR



Fransa doğumlu Amerikalı/Fin forvet Erik Murphy 2013'te Chicago Bulls'ta forma giydikten sonra geçen sezon NBDL'de oynadı ve yaz döneminde de Dettman'la birlikte Finlandiya Milli Takımı'nda görev yaptı. Turnuvada takımın en çok süre alan oyuncusu olan Erik, 13.2s- 7.7r- 1.3b ortalamaları yakaladı. Dış şutlarda pozisyonuna göre iyi olduğunu söyleyebiliriz; dış şut performansını serbest atış çizgisine taşıyamıyor, bu yıl Beşiktaş'ın hücumda en çok top kullanan oyuncusu olması muhtemel.


Bu pozisyona transfer edilen ilk isim Lamont Hamilton olmuştu ama Hamilton sakatlığından beri sezon başını kaçıracak, alternatif olarak Leon Radosevic tranfer edildi. '90lı Radosevic, iki sezonluk Alba Berlin macerasından sonra İstanbul'a geldi. Hamilton'la karşılaştıracak olursak; belki de ilk tercih olması gereken isimdi diyebiliriz. Dış şut kullanmıyor, pota altında hücumda önemli bir silah, ortalama üstü serbest atış kullanıyor ve savunmada da ortalama diyebiliriz, genç yaşına rağmen önemli Avrupa tecrübesi var.


Beşiktaş'ta ikinci sezonunu geçirecek olan Muhammed Doğan Şenli geçen sezon az süre almıştı, bu sezon da öyle olması muhtemel. Dettman'ın sisteminde dış şut atan uzun oyuncular önemli ve Doğan da bunu yapmaya çalışıyor, savunmada sert bir oyuncu.


Euroleague'in tecrübeli uzunu Maciej Lampe, son iki sezonda Barcelona sistemine pek uyum sağlayamamış olsa da görevini yerine getirmeye çalıştı. İstikrarsız bir dış şutör ama bu konuda çok istekli olduğunu söyleyelim; iyi bir serbest atıcı ve savunmada çok güçlü bir oyuncu, Lampe'nin bu sezon takımın en iddialı transferi olduğunu söyleyebiliriz.


Lamont Hamilton Laboral'de geçirdiği çok iyi sezonun ardından geçen sezona sakat başladı, sonra Krasny'e geçti ama orada da etkili olamadı, geçmişi sakatlıklarla dolu olan bir oyuncu ki Beşiktaş'a gelir gelmez de yeni bir sakatlık geçirdi. Beşiktaş'ın yine riskli transferlerinden biri.


Geçtiğimiz sezon Darüşşafaka Doğuş'ta neredeyse hiç oynamayan Emre Bayav da ligimizin tecrübeli isimlerinden biri. İyi sayılabilecek bir dış şutu var. Emre'nin yıllardır kendisini geliştiremediğini, pozisyon bilgisinin zayıf olduğunu söyleyebiliriz.







                Tahmin: Beşiktaş'ın bu sezon biraz kapalı kutu bir takım kurduğunu, biraz da riskli transferler yaptığını görebiliriz. Genellikle sakatlık riski yüksek olan oyuncuları transfer ettiler -ki Hamilton'ın daha sezon başlamadan sakatlanmasıyla ilk fatura çıktı- Diğer taraftan ise tecrübeli oyuncuları transfer ettiler. Beşiktaş için de tahminlerimiz ilk ay sonunda netleşebilir.





sahinarif88@hotmail.com


twitter: @arifsahin1

27 Eylül 2015 Pazar

Yeni Sezona Doğru - Banvit

Her sezon üstüne koyarak ilerleyen Banvit, geçen sezon Türkiye Ligi'nde çeyrek finalde elenmişti ama Eurocup'ta yarı finale çıkarak kulüp tarihinin en büyük başarısını elde etmişlerdi. (her ikisinde de sonradan şampiyon olan takıma elendiler)

Chuck Davis döneminin bitmesinin haricinde geçen yıl takımın sürükleyici isimleri olan Rowland-Mejia da takımdan ayrıldılar ve yıllar sonra yeni sezona başlarken baştan aşağı yenilenmiş bir Banvit görüyoruz.


                PG –  Courtney Fortson - Phil Greene - İsmail Cem Ulusoy

                SG – AJ Slaughter - Dominique Johnson - Can Maxim Mutaf - Erkan Yılmaz

                SF- Keith Simmons - Tolga Geçim

                PF- Adrien Moerman - Nusret Yıldırım - Talat Alp Altunbey

                C- Gasper Vidmar - De Shawn Stephens




                                                       DIŞ OYUNCULAR



Banvit'in değişik transfer stratejisinden dolayı tüm dış oyuncuları beraber değerlendirmek istiyorum.



İlk olarak bu sezon ligimizde yer alacak olan en heyecan verici gardlardan biri olan Courtney Fortson'a bakalım... Geçtiğimiz yıl Avtodor'la beraber Eurochallenge'da oynayan Courtney takımını final-four'a taşıyamadı ama normal sezonun en dikkat çekici istatistiklerine imza attı. 17s- 6r- 10a ortalamalarıyla oynarken çok da iyi şut atmıştı ama 4.5 tk ortalaması endişe verici. Banvit'te Rowland'dan sonra yine benzer tipte bir gard takımda olacak ama Rowland'a nazaran sorumluluk almayı daha işi başardığını söyleyebiliriz.


Geçen sezon da zaman zaman süre alan ama daha çok Bandırma Kırmızı'da forma giyen İsmail Cem Ulusoy'a bakalım... Bu sezon da hazırlık döneminde az da olsa süre aldı. Güvenilecek bir şutu yok, asistlerini de top kayıpları dengeliyor ama rotasyonda yer alacak ve gelecek adına umut beslenecek bir oyuncu.


Takımın bu sezonki en iddialı transferi AJ Slaughter oldu. Slaughter da sürekli takım değiştirenlerden biri ve genel olarak ülke değiştiriyor. İtalya-Belçika-Fransa maceralarından sonra geçen sene Panathinaikos'la Euroleague'de oynadı. Panathinaikos'ta kötü bir sezon geçirmedi ama yine de gönderildi. İstikrarlı bir şutör olduğunu söyleyebiliriz, yazın Polonya'da asist yönünde etkili olduğunu da gösterdi ve hazırlık döneminde de öyle oynadı. Fortson'ı da sürekli oyun içinde tutmak ve dengelemek için Slaughter'ın da destek olması önemli olacak.



Dominique Johnson 1-2-3 pozisyonlarının tamamında oynayabildiği için, bu açıdan önemli bir kadro derinliği katacak. Geçen yıl sezona Polonya'da başladı, son olarak İsrail'de oynamıştı. Tarnobrzeg'di mükemmel istatistikleri, Maccabi Rishon'da biraz düşse de genel olarak etkileyici istatistiklere sahip olduğunu söyleyebiliriz. 15s- 2r- 3a ve çok iyi şut yüzdeleri ile az top kaybı yaptığını söyleyebiliriz.



Banvit'te ikinci sezonunu geçirecek olan Can Maxim Mutaf sakatlığı sebebiyle hazırlık dönemini kaçırmak zorunda kaldı. Geçen yıl sürekli kenardan geldi ve bazı maçlarda oyunun gidişatını etkileyen önemli performanslar sergilediğini söylemek mümkün; Dominique kadar sık top kullanmasa da iyi şut yüzdelerine sahip olduğunu söyleyebiliriz.


Devşirme statüsündeki Keith Simmons takımın en eski ve en tecrübeli oyuncusu konumunda. 'Görev adamı' kelimesinin karşılığı olarak niteleyebileceğimiz Simmons savunmada takımına liderlik ediyor, sert bir oyuncu ve özellikle karar anlarında oyuna olumlu katkısı oluyor.


Yazın Toronto Raptors'la yaz liginde oynayan Phil Greene'in vasat performansları oldu ve Banvit'e transfer oldu.



Tolga Geçim takımın bir diğer genç yıldız adayı; Tolga'nın yetenekleriyle Türkiye için de en fazla umut beslenen isimlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. İki metrenin üstündeki boyuyla 2-3 numarada oynaması oyun içinde takımı için önemli avantaj yaratıyor. Oyunun asist yönüne katkıda bulunması ve verdiği müthiş paslarla hücum opsiyonunu arttırıyor; en önemli eksiği şutlar diyebiliriz; dış şutlarda vasatın çok altında bir performansı var. Geçen sezonun ilk yarısında -Lukic dönemi- önemli şans buldu ama ikinci yarıda -Ernak dönemi- fazla şans bulamadı. Yazın U19 ve U20'de oynamıştı. U19'da 6s- 6a ortalamalarıyla oynadı, U20'de süreleri fazla değişmese de asist olarak takıma fazla katkısı olmadı; özellikle savunmada etkili oldu.


'97li Erkan Yılmaz da bu yıl yükselen gençlerden. Yazın U18'de oynayan Erkan, fazla süre bulamasa da işin savunma kısmında etkili olmaya çalıştı. Pozisyonuna göre iyi bir ribaundçu olduğunu söyleyebiliriz.
       





                                                  4 NUMARALAR



Takımın bu sezonki en tecrübeli transferi olan Adrien Moerman, geçtiğimiz iki sezonda Limoges ile Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadıktan sonra tekrar ülke dışında bir takımla anlaştı. 2.03 boyundaki Moerman, genel olarak 14-8-2 ortalamalarıyla oynuyor. İyi bir serbest atıcı olduğunu söyleyebiliriz; Chuck Davis gibi dış şut kullanmayı seviyor ve oyuna çok yönlülük kazandırıyor; savunmada da yine Chuck gibi sert bir oyuncu olduğunu söylemek mümkün.


26 yaşındaki Nusret Yıldırım, Mersin-Trabzon sonrası üstüste üçüncü sezona da farklı bir takımla başlayacak. Giderek yükselerek her sezon daha iyi oynadığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz sezon, Trabzon'da Markovic'in genel olarak ilk beş başlattığı ama daha sonra rotasyonda az süre verdiği isimlerden biri oldu. Çok fazla kullanmasa da iyi bir dış atıcı olduğunu söyleyebiliriz. Pota altında çok iyi bir savaşçı; yine Trabzon'daki ile benzer bir şekilde oynayacağı öngörebiliriz.


'94lü Talat Alp Altunbey, son yıllarda Bandırma Kırmızı'da önemli bir gelişme içerisinde olsa da Banvit'te pek süre alamadı. Bu dönem de hazırlık maçlarında fazla yer bulamadığını gördük.




                                                       PİVOTLAR
               

Gasper Vidmar da son yıllarda sürekli takım değiştiriyor; Türkiye Ligi'nin tecrübeli isimlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Vidmar hücumda fazla sorumluluk almayan bir isim; son dönemde serbest atışlarını biraz geliştirse de iyi bir serbest atıcı olduğunu söylemek zor.


Uzun pozisyonundaki ilk tercih Jackie Carmichael olmuştu ama Jackie'nin sakatlığı planları bozdu ve DeShawn Stephens kadroya dahil edildi. Stephens'ın güvenilir görüntü çizmekten uzak olduğunu söyleyebiliriz; serbest atış çizgisinde çok sorun yaşıyor, yerine transfer yapılabilir yoksa Banvit'in pivot pozisyonunda çok sorun yaşayacağını söyleyebiliriz.






                Tahmin: Banvit'in Slaughter-Simmons-Moerman-Vidmar haricinde genellikle performansları öngörülemez oyunculardan oluştuğunu söyleyebiliriz. Banvit, son yılların aksine farklı bir transfer politikası izledi ve ortaya böyle bir kadro çıktı. Daha iyi tahminlerde bulunabilmek için, en azından ilk maçları izlemek faydalı olabilir...







sahinarif88@hotmail.com


twitter: @arifsahin1

25 Eylül 2015 Cuma

Yeni Sezona Doğru - Darüşşafaka Doğuş

Geçtiğimiz sezon, Türkiye Ligi'ni normal sezonda 3.olarak bitiren ve play-offlara ilk turda veda eden Darüşşafaka Doğuş, yeni sezonda Euroleague'de wildcard'la yer alacak ve yine Türkiye Ligi'nin en iddialı takımlarından biri olacaklar. Zadar Cup'ta oynadıkları ilk iki maç sonunda da tam kadro olarak izlediğimiz Darüşşafaka Doğuş'un kadrosunu inceleyelim...


                PG –  Jamon Lucas Gordon - Ender Arslan - Mehmet Yağmur

                SG – Reggie Redding - Serhat Çetin

                SF- Emir Preldzic - Manuchar Markoishvili

                PF- Luke Harangody - Milko Bjelica - Samet Geyik - Metin Türen

                C- Semih Erden - Marcus Slaughter - Oğuz Savaş - Ersin Dağlı




                                                OYUN KURUCULAR


     
                      İlk olarak karşımızda Mahmuti'nin vazgeçilmezi Jamon Lucas Gordon var. Lucas, klasik bir oyun kurucu olmasa da Mahmuti onu böyle kullanarak rakibin dengesini bozmak istiyor ve Lucas'ın asiste yönelen hücum tarzı da bu açıdan işleri kolaylaştırıyor. Lucas, iyi bir dış savunucu. İşin olumsuz tarafında ise, işler kötüye gittiğinde veya son dakikalarda sorumluluk ona kaldığında Lucas'ın güvenilecek el olmadığını söyleyebiliriz. İşler yolunda giderken ve diğer dış oyuncular da verimli oynarken Lucas'la oynamak çok iyi ama kritik anlarda veya kriz anlarında Lucas da işleri daha fazla krize sokabilir.


Türkiye Ligi ve Euroleague'in tecrübeli ismi Ender Arslan, geçen sezon kapısından döndüğü Darüşşafaka Doğuş'a bu sezon transfer oldu. Ender'in geçen sezon Galatasaray'da yaşadığı durum ve inişli-çıkışlı performansı soru işareti yaratıyor olsa da, tecrübesiyle ciddi fark yaratacağını söyleyebiliriz. Özellikle takımın birinci gardı Lucas iken,  alternatifinin Ender gibi bir isim olması önemli bir koz olacaktır. Mahmuti de oyun içinde Lucas/Ender değişikliğini yaparak rahat bir şekilde oyun sistemini değiştirebiliyor.

Mehmet Yağmur da takımda ikinci sezonunu geçirecek olan isimlerden. Yağmur Türkiye Ligi'nin tecrübeli gardlarından biri ve genel olarak sezon içinde bir-iki patlama maçı oluyor. Ender'in takıma katılmasından sonra daha az süre alması muhtemel ama kenarda tecrübeli bir gardın olması da kadro derinliğine artı katan bir durum.
       

                                                   KANAT OYUNCULARI

           
Burada 2 ve 3 numaralı pozisyonda yazdığımız isimleri birlikte değerlendirelim...


Alba Berlin'den transfer edilen Reggie Redding geçen sezon da Obradovic'le benzer bir sistem içinde oynadığı için, sisteme alışma sıkıntısı çekmeyecek bir oyuncu. Redding'in sezonun en kritik transferi olduğunu söylemek de yanlış olmaz diye düşünüyorum. Seibutis'in ayrılmasından sonra genellikle Redding onun yerini doldurmaya çalışacak. Geçen sezon genel olarak 11-4-4 ortalamalarıyla oynadığını görüyoruz; ortalama bir şutör, ikili oyunları Lucas'tan daha iyi oynuyor. Fenerbahçe maçında Lucas'la yanyana oynarken genellikle çekingen ve etkisiz olduğunu görmüştük, Kızılyıldız maçında ise kenardan geldi ve daha etkili başladı.


Türkiye Ligi'nin tecrübeli ismi Serhat Çetin geçen sezon Fenerbahçe'de Goudelock-Bogdanovic gibi özel isimlerin arkasında beklerken fazla forma şansı bulamadı; önceki sezon ise Tofaş'ta takımın liderlerinden biri olarak çok iyi bir performans sergilemişti. Serhat'ın şimdi Tofaş'taki gibi mi yoksa Fenerbahçe'deki gibi mi oynayacağını göreceğiz; anlaşılan ikisi arasında bir rolde olacak, performansını bekliyoruz.


Manuchar Markoishvili de CSKA macerası sonrası Türkiye'ye döndü. Marko'yu Galatasaray'dan da hatırladığımız üzere, çok iyi ve gerekirse sertlikten kaçınmayan bir isim, dış şutlarda iyi bir isim olduğunu söyleyebiliriz; son iki sezonda önemli sakatlık sorunları yaşadı, sağlam olduğunda en önemli sorun ise iyi bir pasör olmaması olabilir. Redding-Emir ile ikili oyunları oynayan takım, Marko oyuna girdiğinde daha farklı bir sisteme geçecektir.



Sekiz sezon sonra Fenerbahçe Ülker'den ayrılan Emir Preldzic, beklentilerin ve baskının kısmen daha az olacağı Darüşşafaka'da daha etkili bir sezon geçirmek üzere diyebiliriz. Emir çok yönlü oyunuyla sürekli bir 'yeni Bodiroga adayı' olarak gösterildi ve genellikle bu baskının altında kaldı. Savunmadaki hataları ve oyun içindeki istikrarsızlığıyla genellikle eleştirilen bir isim oldu, bu yaz Fenerbahçe devşirme olarak Dixon'ı tercih edince o da takımdan ayrıldı. Emir'in yeni takımıyla ilk maçlarda sırıtmadığını ve daha fazla süre bulacağı Darüşşafaka'da etkili olmasını beklediğimi söyleyebilirim.




                                                        4 NUMARALAR



Geçtiğimiz sezon burada birinci tercih olan John Shurna, Luke Harangody ile takas oldu. İstikrarlı bir şekilde üstüste altıncı sezona da yeni bir takımla başlayan Harangody geçtiğimiz sezon da Valencia ile beraber Euroleague'e başlamıştı. Shurna gibi çok iyi bir dış şutör olduğunu söyleyelim; hızlı hücumlarda genellikle en önde giden oyuncu oluyor ve sahada genellikle zeki bir görüntü sergiliyor.


Milko Bjelica da Türkiye'nin ve Euroleague'in tecrübeli isimlerinden biri. Oktay Mahmuti ile ismi son yıllarda çok anıldı; Mahmuti'nin Efes'ten ayrıldığı günün ertesi Milko Efes'e transfer olmuştu. Mahmuti varken Efes'te olması belki çok şeyi değiştirmeyecekti ama sistemine böylesine uygun bir ismin tam da ayrıldıktan sonra transfer edilmesi ilginç oldu. Bjelica geçen sezon pek de etkili olamamıştı, Darüşşafaka'ya transferi de sürpriz oldu diyebiliriz, kariyerini tekrar ayağa kaldırmak için önemli bir fırsat buldu, bakalım ne kadar iyi değerlendirecek.


Samet Geyik son beş sezonu Tofaş'ta geçirdi; Türk basketbolunun umut bağladığı isimlerden biri olsa da istatistiklerinin iç açıcı olduğunu söyleyemeyiz. Zadar Cup'ta da kadroya giremedi; bakalım sezon içinde neler yapacak.


Metin Türen Daçka altyapısından yetişen bir isim, geçen sezon da zaman zaman ilk beşte yer aldığını görmüştük. Kızılyıldız maçında 3 numara olarak da oynadı, çok katkı veremese de en azından rakip takımın sistemini bozacak şekilde oynaması yararlı olabilir.



           
                                                    PİVOTLAR
               

Geçen sezon Fenerbahçe forması giyen Semih Erden Eurobasket'te öne çıkan pivotlardan biri oldu. Transfer döneminde adı birçok takımla anıldı, son olarak Daçka'ya transfer oldu. Zadar Cup'ta gösterdiği kadarıyla son derece formda oynamaya devam ediyor. Hücumda farklı silahları olduğunu söyleyebiliriz, birebir hücumda daha iyi ve savunmada da fena değil.


Real Madrid'de üç kupalı sezon geçiren Marcus Slaughter yıllar sonra tekrar Türkiye'de. Zadar Cup'taki performansının tatmin edici olduğunu söylemek güç; tabii bu biraz da dış oyuncuları tanımamasından kaynaklanıyor. Semih böyle oynamaya devam ederse, Slaughter'ın formayı kapmak için çok daha iyi olması lazım.


2004'ten sonra Ülker, 2006'dan sonra ise Fenerbahçe Ülker forması giyen Oğuz Savaş, uzun süre sonra takımdan ayrılmış oldu. Euroleague'in tecrübeli isimlerinden biri olan Oğuz da orta mesafe şutları ve başarılı serbest atışlarıyla fark yaratacaktır; savunmadaki yumuşaklığı Slaughter ile dengelenmeye çalışılacak.


Ersin Dağlı da takımdaki ikinci sezonunu geçiriyor. Transfer döneminde adı sıklıkla Galatasaray'la anılan Ersin Kızılyıldız'a karşı takımının formasını giydi. Bu geniş rotasyonda, fazla süre bulması zor ama en azından Türkiye Ligi'nde takıma katkı vermesi muhtemel isimlerden birisi.





                Tahmin: Geçtiğimiz sezona da çok iyi başlayan Darüşşafaka, sezon ortasında Farmar transferiyle bir bakıma kendi kendine çelme takmış oldu ve çeyrek finalde de Trabzonspor'a çarpınca işleri çok zorlaşmıştı. Bu sezon şu anda lige en hazır takımlardan biri olduğunu söyleyebiliriz ama bu kez Avrupa'da da mücadele edecekler. Euroleague'de muhtemelen Brose-Sassari takımlarıyla tur mücadelesi yapacaklar, Eurocup'a düşseler de kadro derinlikleriyle turnuvada ilerleyebilirler...





sahinarif88@hotmail.com


twitter: @arifsahin1

21 Eylül 2015 Pazartesi

Phil Heath Seriyi 5'e Çıkarttı !

Hepimiz ekranlarda kütle canavarlarını gördüğümüzde 'bu kadarı da fazla ama' deriz ancak içten içe bu insanlara saygı duyan sayısı hiç de az değildir.

İşte Phil Heath 2010 sonrası döneminin en iyisi.Hem de bunu vücut geliştirmenin en üst mertebesi olan Mr. Olympia'yı üst üste 5. kere kazanarak bir kez daha kanıtladı.Son yıllarda Mr. Olympia'nın önemi ve Dünya kamuoyunda bıraktığı etki öylesine arttı ki bu senenin kazananına tam tamına 400.000 $ ödül verildi.Bu geçen senenin ödülü olan 275.000 $'ın %45 zamlanmış hali oluyor.

Heath'e geçmeden önce vücut geliştiricilerin doğuşundan ve Mr. Olympia'nın tarihçesinden bahsetmek istiyorum: Tarih boyunca birçok ülkede güç ve dayanıklılık antrenmanı yapılmıştır.Bunların neredeyse tamamı askerlere verilen eğitimler olarak kalmıştır.Çok çok eskilere Antik Yunan dönemine gidecek olursak olimpiyat şampiyonunun güç gösterisi yaptığına rastlamamız mümkün.

19. yüzyılda başlayan 'Güçlü Adamlar' ile birlikte (O dönemin güreşçilerinden Koca Yusuf'da bu kategoriye girer) ağırlıklarla güç gösterisi yapan insanlar sahneye çıkmıştı.Ama tam anlamıyla ilk vücut geliştiricisi 1867 doğumlu Eugen Sandow'dur.Sandow diğer güçlü adamların aksine halter, dambıl, bar gibi ekipmanları kullanmış ve kuvvetinin yanında vücudunu altın orandan esinlenerek estetik bir hale getirmeye çalışmıştır.1925'de felç geçirerek hayatını kaybeden Sandow'u halen Mr. Olympia'nın 1.'lik ödülündeki heykelcikte görüyoruz.Bu yüzden Sandow vücut geliştirmenin babasıdır.

Vücut geliştirmede 1940'lara gelene kadar halterciler, boksörler ve hatta yüzücüler bile vücut geliştirme yarışmalarında boy göstermiştir.Vücut geliştirmede ilk kırılma noktası 1939'da Mr. America'nın başlamasıyla ve anabolik steroidlerin icadıyla olmuştur.Bu tarihten sonra vücut geliştirciler adeta kas canavarlarına doğru evrilmiştir.2. kırılma noktası amatör bir spor branşı olan vücut geliştirmenin Weider kardeşler sayesinde 1949'da profesyonel hale getirilmesiyle oldu.

1960'ların başına geldiğimizde vücut geliştirme sporu neredeyse günümüzdeki halini aldı.Çünkü oral yoldan alınan steroidlerin ortaya çıkmasıyla sporcular artık tamamen kas canavarı halini almıştır.Weider kardeşlerin 1965'de Mr. Olympia'yı kurmasıyla bu sporun ekranlardaki şöhreti iyice artmış oldu.

Olympia'nın ilk kazananı bu günkü 'Scott Curl' mucidi Larry Scott oldu.1966'da Scott bir kez daha kazandıktan sonra emekliye ayrıldı ve sonraki 3 yılda Sergio Oliva ipi göğüsledi.Bu da bir nevi sonraki yıllarda 'Bir kez kazananın şampiyonluğu uzun zaman bırakmadığı' dönemini başlattı.

Belki de vücut geliştirmenin en şaşalı dönemi 70'lerin başında gerçekleşti.1969'da Oliva'nın ardından 2.'likle yetinen Arnold Schwarzenegger (İlk ve tek mağlubiyeti) 70-75 arasını domine ederek 6 şampiyonluk kazandı.Schwarzenegger burada kazandığı şöhreti sinema ekranlarına taşıyarak Olympia sahnesinden çekildi.1980'de tekrar döndü ve o dönem yetersiz fiziğine rağmen (Weider kardeşlerin şikesi olduğu iddia edilir) bir kez daha şampiyon oldu.

Lee Haney döneminden önce Frank Zane 90 kiloya sahip estetik vücudu ile 1975-1980 arası Arnold'suz dönemde 3 şampiyonluk elde etti.1984'den 1991'e kadar Lee Haney rüzgarı esti.92-97 arasında da Dorian Yates.Ondan sonra da belki de tarihin en iyisi olan Ronnie Coleman 98-05 arasını domine etti.Daha sonrasında Ronnie ile çok çekişen Jay Cutler sonraki 5 yılda 4 şampiyonluk aldı.Arada 2008'de 39 yaşındaki Dexter Jackson ilk ve tek şampiyonluğunu ilan etti.

Burada Jackson'a parantez açmak lazım.Jackson bu sezon bile yarışarak 46 yaşında 2.'liği elde ederek 150.000 $'ın sahibi oldu.

Gel gelelim Phil Heath'e.Her dönemde olduğu gibi Heath'de ciddi bir rekabet içindeydi.Geçtiğimiz 3 yılda Kei Greene Heath'in ardından 2. olmuştu ancak bu yıl yarışmaya yakın bir zamanda herkesi şaşırtarak 2015 Mr. Olympia' da yer almayacağını açıkladı.Geçen sene Heath onun için 2015'i kazanmayı umacaktır açıklaması yapmışken hayranları tarafından bu kararı hayal kırıklığı yarattı.

Heath ise doğuştan yapılı olmayan ve geniş olmayan omuzlarına rağmen çok iyi bir sporcu.Özellikle omuz antrenmanları belki de Arnold döneminden beridir gelen en iyi antrenman yöntemi.

Zamanında NBA'de Denver Nuggets takımında guard pozisyonunda oynayan ve güreşle de profesyonel olarak ilgilenen Heath'i saygıyla beraber tebrik ediyorum.


Emin Kazdaloğlu

Twitter:@Nickonharf

abcspor.com

20 Eylül 2015 Pazar

Davis Cup Raporu

Davis Cup'ta en üst seviyede yarı final maçları oynanırken, alt seviyelerde de maçlar oynandı, Dünya Grubu ve playofflar'a bakalım...


                                             DÜNYA GRUBU



            Dünya Grubu yarı finalleri...



         _ Büyük Britanya, Avustralya'yı Glasgow'da sert zeminde konuk etti. Bu eşleşme öncesi, Avustralya'nın da 'spor ruhuna aykırı hareketleri' nedeniyle Kyrgios'u kadro dışı bırakıp Tomic'i davet ettiğini not edelim; Tomic'in de durumu tartışılır ama en azından Kyrgios'u kadro dışı bırakmaları alkışı hak eden bir hareket, sporda böyle hareketlere ihtiyaç var, önemli olan tek şey kazanmak olmamalı...


Eşleşmeye gelecek olursak; Britanya Andy'nin oynadığı üç maçta da galip gelerek turladı diyebiliriz. Seride ilk gün berabere geçildi, çiftler maçında Murray kardeşler, Groth-Hewitt'i geriden gelerek yendiler ve serinin kader anı bu bölüm oldu diyebiliriz.


Büyük Britanya, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ikinci kez finale çıkarken 1936'dan bu yana ilk kupalarını almaya çalışacaklar...



         _ Belçika, Arjantin karşısında çok zorlu bir seriyi kazandı ve 1904'den bu yana ilk kez finale yükseldiler... İlk gün berabere geçildi, çiftler maçını kazanan Arjantin deplasmanda son güne önde girdi. Goffin'in Schwartzman'ı rahat geçmesiyle iş final maçına kaldı. Final maçı için Arjantin oyuncu değişikliği yapmadı -Mayer girebilirdi- ve Darcis, Delbonis'i 3-1 yenince Belçika finalist oldu...


Belçika'nın bu sene oldukça şanslı olduğunu söyleyebiliriz; İsviçre'yi geçtikleri seride Federer-Wawrinka oynamadı, Kanada'yı geçtikleri seride Raonic-Pospisil oynamadı ve bu seride de final maçında Arjantin oyuncu değiştirmedi -değiştirseler ne olurdu o da meçhul-


_ Final, 27-29 Kasım'da Belçika'da oynanacak.




                                WORLD GROUP PLAY-OFFS



Burada, gelecek yıl World Group'ta yer almak için mücadele eden takımların maçlarına bakalım...



_ Çek Cumhuriyeti, Hindistan deplasmanında Berdych'siz mücadele etti; genç Vesely ve daha tecrübeli Rosol'ün tekler galibiyetleriyle üstünlüğü yakaladı. Çekler üstüste 10.kez World Group'ta yer alacaklar.



_ İsviçre, Hollanda karşısında en iyi oyuncularını sahaya sürdü ve zayıf rakibi karşısında tekler maçlarında üstünlük sağlayarak yine World Group'a yükseldi. Federer iki tekler maçını da kazanırken, De Bakker/Middelkoop çiftinin Federer/Chiudinelli'yi yenmesi sürpriz oldu.



_ Turun en dikkat çekici eşleşmesinde; İtalya, Rusya deplasmanında rahat kazandı. Rusya Gabashvili ile galibiyetle başladı ama devamında Fognini iki tekler, bir çiftler maçını kazandı ve İtalya WG'a geçti.



_ ABD, Özbekistan deplasmanında galip geldi. Jack Sock iki tekler maçını da kazandı, sakatlıktan sonra çabuk kendine geldi.



_ Kolombiya, Japonya karşısında son güne önde girdi ama iki ülkenin en önemli tenisçilerinin maçında Nishikori, Giraldo'yu yenince iş final maçına kaldı. Finalde Daniel, Falla'yı yenince Japonya deplasmandan zaferle dönmüş oldu.



_ Almanya, Dominik deplasmanında ilk maçı kaybetti ama Kohlschreiber'in oynadığı maçlarla zayıf rakiplerini geçtiler ve üstüste 11.kez WG'a yükseldiler.



_ Hırvatistan da Brezilya deplasmanında Borna Coric'le güldü. Genç tenisçi, hem Bellucci'yi hem de Souza'yı yendi, çiftler maçını da kazanan Hırvatistan turladı.



_ İki Orta Avrupa ülkesi arasında müthiş bir seri oynandı. Slovakya'da Klizan iki tekler maçını kazanarak görevini yaptı ama yetmedi. Final maçında Przysiezny, Gombos'u yenince Polonya kazandı.






sahinarif88@hotmail.com        


Twitter: @arifsahin1

Eurobasket 2015 – Final, Şampiyon, En İyiler

          Eurobasket’te heyecan dolu yarı final maçlarının ardından, finalin rekabet açısından beklenen heyecanı vermediğini söyleyerek başlayalım; İspanya maçı baştan sona forse etti ve rahat kazandı...


                                    FİNAL: İspanya maça hızlı başladı, önceki maçların aksine 'sadece Pau Gasol temelli' oynamaktan vazgeçti ve ilk bölümde özellikle Rudy Fernandez'in etkili oyunuyla farkı açtılar. Litvanya'nın da dış şutları girmeyince; beşinci dakikada skor 15-4 oldu. Moladan sonra Litvanya yine farkı kapatamadı ama en azından savunmada kendine geldi ve ilk çeyrek 19-8 bitti.


İkinci çeyrek de aynı havada başladı; Litvanya dış şutlarda başarısız olurken İspanya hücumlarda istediği sayıları buldu ve 14.dakikada skor 27-12 oldu. Ancak devre sonunda dış oyuncularından katkı bulmaya başlayan Litvanya, son saniyede Maciulis'in üçlüğüyle umutlarını sürdürdü: 41-33


İkinci yarının hemen başında Valanciunas'ın faul problemine girmesi Litvanya'nın oyun planını bozdu. 24.dakikada 52-35 olduktan sonra Kuzminskas'ın oyuna girmesiyle Litvanya farkı biraz eritti ama tek hanelere inmedi. Bu bölümde Llull'un da etkili oyunuyla İspanya üstünlüğünü sürdürdü: 60-43


Litvanya son bölüme iyi savunmayla başladı ama bu iyi savunmayı uzun süre sürdüremediler ve farkı kapatamadılar. Sonuçta İspanya 80-63 ile galip geldi ve son dört Avrupa Şampiyonası'nda üçüncü kez altın madalya kazandılar.




            İSPANYA: İspanya turnuvaya çok iyi başlamadı, sonraki günlerde ritm bulduklarını söyleyebiliriz. Finale kadar giden yolda 'sadece Pau Gasol temelli' basketbol oynadılar ve Fransa maçında Gasol'ün hem normal süre sonunda, hem de uzatmanın son dakikasında yaptığı faullerin es geçilmesiyle maçı kazandılar. Final maçında ise 'sadece Gasol temelli' oynamaktan vazgeçtiler ve oyunu çeşitlendirerek maçı baştan sona kadar rahat götürdüler. Bu arada Pau Gasol'ün yine önemli istatistiklere imza attığını da kaçırmayalım; 25s- 12r- 4a- 3b ile oynadı ve ikinci yarının başında Valanciunas'a arka arkaya fauller yaptırarak maçın gidişatını etkiledi. Sergio Llull 12s- 6r- 5a ile turnuvadaki en iyi maçını çıkardı. Rudy Fernandez 11s- 2tç ile oynadı, üçüncü çeyrekte sakatlanarak çıkmak zorunda kaldı. Rodriguez 4s- 6a ile bekleneni verdi. Mirotic turnuvayı 13s- 5r ortalamalarıyla bitirdi.



            LİTVANYA: Litvanya finale gelene kadar zorlu maçlar oynadı ve burada maç sonlarında, rakiplerin hatalarını iyi değerlendirdiklerini de söyleyebiliriz. İtalya maçında normal sürenin sonunda Gentile'nin topu kullanamamasının ardından maç uzadı ve uzatmada rahattılar... Sırbistan maçında ise çok iyi mücadele ettiler ama iş yine son topa kaldı, son topta Bogdanovic yanlış bir tercih yapmasa ve ayağı kaymasa Sırbistan öne geçebilirdi... Yarı final maçında Kalnietis'in dengesiz performansına rağmen maçı önde götürdüklerini ve sonunda kazandıklarını yazmıştık. Final maçında ise öyle olmadı. Kalnietis ancak 15.dakikadan sonra etkili olmaya başladı ve maçı 13s- 6a ile bitirdi ama 3 top kaybı yaptı ve ikilik atışlarda 2/9 isabet buldu. Renaldas Seibutis ise hiç katkı veremedi (asist olarak) 13 sayı üretti ama 0a/ 3tk yaptı ve savunmada da Llull karşısında sınıfta kaldı. Valanciunas ise 10s- 9r ile yine standart katkısını yaptı. Litvanya takımında Maciulis de turnuvanın en iyilerindendi; 14s- 6r- 2a ortalamalarıyla oynarken, özellikle Gürcistan-İtalya maçlarında öne çıkan isim oldu.


FRANSA: Üçüncülük maçında Fransa, Sırbistan karşısında ikinci çeyreğin ortalarından itibaren üstünlüğü ele geçirdi ve evindeki şampiyonayı madalyayla bitirdi... Bu maçta en çok öne çıkan isimler De Colo ve Gobert oldu yine. De Colo 20s- 3r- 4a, Gobert 15s- 14r- 3b ile oynadılar. Evan Fournier 15s- 5r ile üçüncülük maçının iyi isimlerinden biri oldu... Fransa adına turnuva geneline bakalım; kolay rakiplerin olduğu gruptaydılar ve yarı finale kadar pek de zorlanmadılar. Yarı final maçında De Colo kötü oynadı, Pau Gasol ekstra oynadı ama buna rağmen 'hakem kurbanı' olduklarını da yazabiliriz sanırım; Gasol'ün hem normal süre sonunda, hem uzatmanın sonlarında yaptığı fauller es geçildi. Oyuncu performanslarına bakarsak; Tony Parker skor bulsa da kötü şut yüzdesi ve 4.2a/ 2.3tk ortalamaları tatmin edici olmaktan uzak. Nicolas Batum da takımın kötü isimlerinden biriydi; Boris Diaw takımın en çok asist yapan oyuncularından biri oldu. Lauvergne/Gelabale haricinde kenardan katkı alamadılar.


SIRBİSTAN: Turnuvaya İspanya galibiyetiyle başlayan ve yarı finale kadar 'turnuvanın en iyi takımı' olan Sırbistan, Litvanya karşısında durdu. Litvanya'nın mücadeleci oyunu karşısında Teodosic-Bjelica durdular ve son hücumda Bogdanovic'in hatalı tercihi/ayağının kaymasıyla ile maçı kaybettiler... Oyuncu performanslarına bakarsak; Nemanja Bjelica zirvede yer alıyor. 14s- 6.6r- 2.7a ortalamalarıyla oynayan Bjelica'nın, yarı finaldeki kötü performansı dışında çok iyi bir turnuva geçirdiğini söyleyebiliriz. Kenardan gelen ve genellikle maçların yarısından daha az sahada kalan Raduljica 13.5s- 5r ortalamalarına sahip. En çok tartışılan oyuncu Milos Teodosic 12s- 7a ortalamalarına sahip; özellikle çeyrek finalde mükemmele yakın oynadı ama yarı final ve üçüncülük maçlarında berbattı.



                  MVP PAU GASOL: Turnuvanın en değerli oyuncusu beklendiği gibi Pau Gasol oldu. Gasol 25.6s- 8.4r- 2.4a- 2.3b ortalamalarıyla oynadı. Bunların alkışlanması gereken istatistikler olduğunu söyleyelim ama çok da 'şok edici' değil. Gasol gibi sürekli üstüne oynanan ve bu kadar tecrübeli/güçlü bir oyuncunun bu tip istatistiklere imza atması beklenmeyen bir şey değil. Gasol, İspanya 3.Ligi'nden gelen bir oyuncu değil; bu turnuvayı 6s- 3r ile falan kapatacak değildi, tabii ki bu tip istatistiklere imza atacaktı, biraz ekstra olduğunu söyleyelim... Beni asıl etkileyen ve bence Gasol'ün esas başarısı olan istatistiklere gelecek olursak; 9/14 üçlük - 60/74 serbest atış ve sadece 1.4 tk ortalaması daha etkileyici istatistikler. Gasol kadar top kullanan bir oyuncunun bu kadar az top kaybı yapması takdire şayan...


                                  EN İYİ BEŞ: Son yıllardaki büyük turnuvaların aksine ilginç  bir 'en iyi beş' seçimi oldu diyebiliriz; şampiyon ve finalist takımlardan 2'şer oyuncu seçildi, dördüncüden oyuncu seçilmedi... Pau Gasol haricinde en iyi beşte yer alan isimlere bakalım...


Sergio Rodriguez: Sergio yine Real Madrid'teki gibi oynadı. Maçlara kenarda başladı ve dahil olduktan sonra ortalama 25 dakikanın üstünde süre aldı. Turnuvayı 10s- 2r- 4a ortalamalarıyla tamamlayan Sergio'nun özellikle yarı final maçında çok etkileyici olduğunu söyleyebiliriz.


Nando de Colo: Turnuvayı 13s- 5r- 3.7a ortalamalarıyla tamamlayan Nando, Parker'ın da çok etkili olamadığı bu turnuvada Fransa'nın en çok öne çıkan dış oyuncusu oldu diyebiliriz.


Jonas Maciulis: Yukarıda da bahsettiğimiz gibi; özellikle ikinci tur ve çeyrek final maçlarında öne çıktı. Gürcistan maçında 34s- 6r- 3a- 4tç- 2b ile turnuvanın en akılda kalıcı performansına imza attığını söyleyebiliriz.


Jonas Valanciunas: En iyi beşe giren tek '90 sonrası doğumlu oyuncu olan Jonas, gerçekten çok domine edici bir performans sergiledi ve Litvanya takımının en güvenilen eli olduğunu söyleyebiliriz. 16s- 8.5r ortalamalarıyla oynayan Jonas, sadece final maçında 'idare etti' diyebiliriz; özellikle İtalya maçında dikkat çeken bir performansa imza attı.



       


sahinarif88@hotmail.com


twitter: @arifsahin1