23 Nisan 2014 Çarşamba

Olympiakos da devam dedi

        Euroleague play-off serisi dördüncü maçında Olympiakos Real Madrid’i üstün bir oyundan sonra 71-62 ile yenerek seriyi 2-2 yaptı ve Madrid’e tekrar gitme şansını yakaladı.
               

Maçın Hikayesi
               
                Olympiakos maça hızlı başladı, dışardan sayı bulamasalar da Mantzaris’in ekstra katkısıyla üç dakika sonunda skoru 6-2 yaptı. Bu dakikadan sonra Rudy Fernandez’in oyuna ağırlığını koymasıyla üstünlüğü ele alan Real Madrid 8.dakikada farkı 6 sayıya kadar çıkardı: 10-16 Çeyrek sonunu iyi oynayan taraf ise Olympiakos oldu: 15-16
                Yaklaşık iki dakika boyunca sayı olmadıktan sonra dış şutların girmeye başlamasıyla Olympiakos farkı açmaya başladı. Mükemmel savunma yaparak Real Madrid’e de basket şansı tanımadılar ve 18.dakikada skor 32-21 oldu. Maça 0/6 üçlük isabetiyle başlayan Olympiakos ilk yarının geri kalan bölümünde 5/10 ile üçlük attı. Real Madrid ikinci çeyrekte toplam iki tane saha içi bulabilen Real Madrid devreyi 37-30 ile geride kapattı.
               
                İkinci yarının başında Mirotic’i kullanan Real Madrid karşısında Spanoulis’e dayalı yanlış hücumlar yapan Olympiakos farkı erimesine engel olamadı. 47’de rakibini yakalayan Real Madrid son çeyreğe 49-47 ile geride girdi.
                Son bölümün başında Sergio Rodriguez’le beraberliği yakalayan Real, Dunston’ı durduramadı ve arka arkaya sayılar yerken, rakip pota altında da etkili olamadı. Olympiakos son dakikalarda farkın 4 sayının altına inmesine izin vermedi ve hakettiği galibiyeti aldı.

               



İstatistikler
                Olympiakos’ta Bryant Dunston 13s-5r-2a-1b ile maçın yıldızı oldu. Spanoulis 12s-6r-7a ile oynadı ama çok kötü bir şut yüzdesiyle oynadığını da belirtelim. Mantzaris 10s-3r-6a ile oynarken Lojeski 13s-3r ile oynadığı ve son çeyrekte attığı 2 üçlükle yıldızlaştı.
                Real Madrid’de Rudy Fernandez 18s-8r, Tremmell Darden 10s-6r ile oynarken takımın geri kalanı yokları oynadı, çok düşük bir şut yüzdesiyle oynadılar.


Genel Yorum
                Sezon başından beri Real Madrid için neler yazılmıştı hatırlayalım: ‘’Real Madrid süper oynuyor.’’ , ‘’Real Madrid Euroleague’in çok büyük favorisi’’ vs. vs. Zalgiris gibi, Anadolu Efes gibi takımlara 30 sayı fark atmakla büyük takım olunmuyor. Real Madrid sezon başından beri ortadaki tek maçı alabildi, o da Maccabi deplasmanıydı. Bu seri başladığında ve durum 2-0 olduğunda da Real Madrid göklere çıkarılırken, Olympiakos yerin dibine sokuluyordu. Şimdi ne oldu? Olympiakos iki maçı da alıp Cuma günü final maçı oynamaya hak kazandı. Şimdi Olympiakos ‘süper takım’ iddiasında değilim. Ne kadar kırılgan oldukları ortada, Yunanistan’daki ortam olmasa bu maçı kazanmaları da zordu ama Real Madrid’in de ne kadar kırılgan olduğunu gördük.

                 





               

                sahinarif88@hotmail.com

MACCABİ FİŞİ ÇEKTİ: EV SAHİBİ DÖRTLÜ FİNALDE YOK!

Bu maçın Euroleague’i takip edenler açısından 2 önemi vardı. Birincisi; Euroleague yönetiminin dörtlü finallerde seyirci sıkıntısının yaşanmamasına yönelik bazı tutumlarına yönelik eleştiriler ile bazı spor adamlarının evsahibi takım Milan’a özellikle top 16 serisinde hakemler yoluyla torpil geçildiğine yönelik iddiları bulunmaktaydı. İkinci durum ise Türk basketbolseverler ile ilgiliydi. Medyada da ifade edildiği üzere Ergin Ataman’ın devşirme oyuncu kontenjanı konusunda ısrar ettiği isimlerden biri olan K. Langford’ın takımı 2-1 gerideyken bugün ortaya koyacağı deplasman performansıydı.

Maçın Hikayesi
Nokia Arena'daki maça Maccabi; R. Hickman, Smith, Ohayon, Pnini ve Sofoklis İle başladı. EA Milano‘da ise sahada Beşiktaş’tan tanıdığımız C.Jerrels, Samuels, K. Langford, D. Moss ve N. Melli vardı. İtalya’daki maçta çok fazla varlık göstermeyen ve bir ara GS Liv Hospital’in de gündeminde olan oyun kurucu D. Hackett maça kenarda başladı.
Maça hızlı başlayan Maccabi oldu. İlk 4 dakikada üst üste 4 üçlük bulan Maccabi, Sofoklis’i de doğru kullanınca bir ara farkı 6 sayıya kadar çıkardı. Ancak aynı hücum yüzdesini içerden bulamayınca farkı açamayan Maccabi, çeyreğin sonlarında doğru Milano’ya yakalandı. Bu süre içerisinde maça damgasını vuran isim K.Longford oldu. Oldukça yüzdeli oynayan Maccabi hücumuna karşı Milano’da adeta tek başına ayakta kalan Langford ilk 7 dakikada 10 sayı 1 asistle oynadı üstüne Sofoklis’e bir de faul yaptırdı. İlk çeyrek 19-21 Milano üstünlüğü ile geçildi.
İkinci çeyrek karşılıklı basketlerle başladı. İlk çeyrekteki oyun hızına göre oldukça yavaş oynanan bu çeyrekte ilk yarının etkisiz oyuncuları Jerrels ve Hackett’in son 3 dakikadaki üst üste 3 üçlüğü ile aradaki farkı 10 sayıya çıkaran Milano ilk yarıyı 35-43 önde kapattı.
Üçüncü çeyreğe Maccabi fırtına gibi başladı. İlk 3 dakikada 9-0’lık seri bulan Maccabi 44-43 öne geçti. Bu serinin ardından çeyrek Maccabi-Langford mücadelesine döndü. Bu çeyrekte 13 sayı bulan Milano’nun 12 sayısı Langford’dan geldi. Çeyrek 54-56 Milano’nun üstünlüğü ile sona erdi
Son çeyreğe hızlı başlayan taraf yine Maccabi oldu. Yine ilk 3 dakikada 11-2 seri yakalayan Maccabi skoru 65-58 yaptı. Bu seriden sonra hücum motivasyonunu kaybeden Milano, Benchten gelen Alex Tyus’u da durduramayınca maçı 86-66 kaybetti.

Genel Yorum
Maccabi takımdaşlık motivasyonunu maçın başından sonuna kadar diri tutunca Milano’lu yıldızların çabaları yetmedi. Neredeyse süre alan her oyuncusundan skor bulan Maccabi’de 12 dakika süre alıp 11 sayı bulan Sofoklis çarpcp bir istatistiğe imza attı. Maça damgasını vuran isim ise benchten gelen Alex Tyus oldu. Tyus 27 dakika oyunda kalıp 16 sayı bulurken sayıların çoğunu smaçla bitirdi. Yine benchten gelen David Blu kritik anlardaki 3’lüğü ile toplamda 11 sayıya ulaştı. Devin Smith 13, oyun kurucu Ricky Hickman 16 sayı ile maçı tamamladı.
Milano cephesinde ise ilk 3 çeyrekte 28 sayı bulan Langford son çeyrekte 0/5 şut oranı ile 32 dakika süre aldığı maçta son çeyreği sayı atamadan tamamladı. Nicolo Melli ise 15 dakika süre aldığı maçta 3 ribaund ve 1 asist yaptı skor bulamadı. Bench’ten gelip 29 dakika süre alan Hackett da gününde değildi ve maçı 4 asist 10 sayı ile tamamladı.
 Milano maçın tamamında sadece 13 asist yapabilirken Maccabi 22 asist ile organize hücum farkını ortaya koydu. Milano’nun yıldız oyuncusu Langford özellikle 3. Çeyrekte her aldığı topu çembere gönderince takımın diğer oyuncuları oyundan soğudu. Son çeyrekte sadece 12 sayı bulan Milano oldukça kötü bir ikinci yarı oynayarak ev sahipliğini yapacağı dörtlü finallere veda etti.




ukara902@gmail.com

Işıl vs Birsel Round 3

      Öncelikle hem Galatasaray, hem Fenerbahçe kadın basket takımlarını yıl boyunca göstermiş oldukları harika performans nedeniyle kutlamak gerekiyor. Son yıllarda hem lig hem kupada finalleri oynayan ezeli rakipler bu yıl rekabeti Euroleague'e de taşıdılar. Final Eight'te yapılan 2 maç 1-1 eşitlikle bitse de finali kazanan ve Türkiye'ye ilk Euroleague kupasını getiren Galatasaray oldu. Türkiye kupasında da yıllardır olduğu gibi finali Galatasaray kazandı. Türkiye liginde ise Fenerbahçe'nin 8 yıllık bir şampiyonluk serisi var. Sonuç olarak neresinden bakılırsa bakılsın son yılların klasikleşen ''psikolojik üstünlük'' unsuru bu karşılıklı kupalar nedeniyle seride ön plana çıkmayacaktır. Ligin başında çok saçma bir şekilde 2 maç kaybeden Fenerbahçe, 24 haftalık galibiyet serisiyle son maça gelmesine rağmen normal sezonun son maçında Galatasaray'a yenilerek aslında final serisinin ilk raundunu kaybetmiş oldu(saha avantajını alamadığı için)
Galatasaray coach'u Ekrem Memnun kadro kalitesi yeteri düzeyde olmasına rağmen rotasyon sıkıntısı çekiyor. Önemli maçların tümünde Işıl, Alba, Zellous ve Lyttle(Bahar'ın uzun sakatlığı nedeniyle) 40 dakikaya yakın süre alırken, 5'ten sadece Kelsey Bone ile Nevriye arasında tercih yapma şansı buldu. Bu tercihin en önemli nedeni ise benchten katkı yapabilecek oyuncu olarak sadece Bahar ve Şebnem'in bulunması. Bu 2 oyuncudan Şebnem sezon genelinde pek başarılı olamazken, Bahar da uzun süre sakatlıklarla boğuştu. Final serisinde bu isimlerin vereceği katkı Galatasaray adına olmazsa olmaz. Aksi taktirde 5 maçlık seride yorgunluk nedeniyle yıldızlar da isteneni veremeyebilir.
             Fenerbahçe ise Galatasaray'a nazaran daha iyi bir bütçe ve daha zengin bir kadro ile yola çıkmasına rağmen coach Iniguez'in takımda hiçbir oyuncudan tam verim alamaması ve geliştirememesi gibi handikapları, Angel ve Pondexter'ın maç kazandıran bireysel becerileri sayesinde Euroleague finaline kadar gözardı edildi. Coach zaafiyeti her ne kadar Fenerbahçe için dezanvantaj yaratsa da, birçok maçta bu zaafiyetin üstesinden süper yıldızları Angel ve Pondexter sayesinde gelmesi de Fenerbahçe adına bir artı. Ayrıca sarı lacivertliler geniş kadronun ve benchten katkı yapabilecek önemli Türk oyunculara sahip olması da diğer bir üstün olduğu taraf.

Yazının başlığında değindiğim konuyu ise sona bıraktım. Türkiye kadın basketbolunun milli takım seviyesinde önemli yerlere gelmesindeki en önemli iki isim olan Işıl ve Birsel sezonun bu en kritik döneminde, terazide hangi takımın daha ağır basacağını belli edecekler. İki ismin de ciddi handikapları var. Işıl kendini yedekleyebilecek ikinci bir guard (Esra Şencebe bu konuda o kadar yetersiz ki dikkate almıyorum) eksikliği nedeniyle tüm maçları 40 dakikaya yakın oynamak zorunda kalacak ve bu da onu zaman zaman yanlış tercihlere itebilir. Birsel ise top kullanmayı ve birebir üzerinden hücum etmeyi çok seven yıldızlar nedeniyle zaman zaman oyundan kopma sorunu yaşayabilir. Bu iki oyun kurucunun performansı serinin geneline yansıyacaktır.

Şampiyon kim olur ?

Son yıllarda bu soruyu her zaman Fenerbahçe bir adım önde diye cevaplamış biri olarak şu anda ibrenin çok ufak bir farkla Galatasaray'a yakın olduğunu düşünüyorum. Seri tahminim 3-2 Galatasaray.

Messina boşuna korkmamış: Panathinaikos geri döndü

        Euroleague play-off serisi dördüncü maçında Panathinaikos CSKA Moskova’yı uzatmada 73-72 ile yenerek seride durumu 2-2 yaparak seriyi tekrar Moskova’ya taşıdı.
               

Maçın Hikayesi
               
                Panathinaikos maça taraftar desteğini de arkasına alarak hızlı başladı. Khryapa’nın ilk iki hücumdaki asistleri sonrası CSKA hücumu tıkandı ve Maciulis’in skora katkı vermesiyle Pana 5.dakikada öne fırladı: 10-4 Yedinci dakikada 17-8 ile maçtaki en büyük farkı yakalayan Pana rakibinin toparlanmasına engel olamadı ve 13.dakikada rakibine yakalandı: 24-25 Pargo’nun devreye girmesiyle öne fırlayan CSKA kendileri adına maçın en büyük farkını 18.dakikada yakaladı: 32-38 Çeyrek sonunda 5 sayılık bir seri yakalayan Panathinaikos soyunma odasına farkı kapatarak gitti:     37-38

                İkinci yarıya CSKA iyi başladı ama karşılığında 9-1’lik bir seriyle Panathinaikos skorda üstünlüğü yakaladı: 51-47 (27.dk) Son çeyreğin başında Micov’un üçlüğü sonrası Mavrokefalidis’in arka arkaya sayılarıyla 8-0’lık bir seri yakalayan Panathinaikos son 3 dakikaya 63-54’lük üstünlükle girdi. Son bölümde ise Sonny Weems şov vardı. Weems’in iki üçlüğü-bir ikiliği ve arada Diamantidis-Maciulis’in kaçırdığı şutlarla CSKA Moskova farkı bir sayıya kadar indirdi. 5 saniye kala Roko Ukic’in kaçırdığı serbest atış ve arkasından Vitaly Fridzon’un bulduğu basketle normal süre 64-64 berabere bitti.

               
                Uzatma bölümünün ilk dört dakikası maçın son dakikaları gibi geçti. Ukic’in hataları, Weems’in basketleri, Diamantidis’in kaçırdığı şutlar sonrası son 40 saniyeye girerken skor 68-71 oldu. Son 40 saniye ise Euroleague tarihinin en heyecan verici bölümlerinden birine sahne oldu. Fotsis’in üçlüğü sonrası Sonny Weems şutunu kaçırdı, sonra Diamantidis 2/2 attıktan sonra Weems serbest atışı kaçırdı ama ribaundu alan Diamantidis topu elinden kaçırdı. Son olarak Weems hatalı yürüme yapınca maç Panathinaikos’un oldu.

               



İstatistikler
                Panathinaikos’ta Dimitris Diamantidis bu sezon boyunca olduğu gibi vasat bir gece geçirdi.   7s-4r-6a ile oynarken 1/10’le şut attı ve 4 de top kaybetti. Maciulis 15s-5r-2a ile oynarken Lasme de 14s-5r ile oynadı.
                CSKA’da Micov 15s-5r-2a ile oynarken Weems 14s-2r-2a ile oynadı ama maç boyunca kötü şut attı ve 5 tane top kaybı yaptı.


Genel Yorum
                Seri 2-2 oldu, iki takım da birer rahat maç kazandılar ve birer tane de uzatmada biten maç kazandılar. Panathinaikos bu maçı ‘vasat Diamantidis’le kazandı. CSKA Moskova ise Teodosic olmadan adeta oyun kurucusuz oynuyor, Pargo-Weems sadece maçın kısa dönemlerinde etkili olabiliyorlar, Hines-Krstic son maçta da bu maçta oynadıkları gibi oynarsa CSKA’nın işi çok zor Cuma günü.

                 






               
                sahinarif88@hotmail.com

                twitter.com/arifsahin1

PASSOLİG MESELESİ : KAPİTALİZM ve TARAFTARLIK

     İddialı bir başlık oldu, farkındayım. Ne Passolig konusu, ne taraftarlık müessesi, ne de kapitalizm birkaç satırda tartışılacak ve aydınlatılacak bir konu. Bu konuları yazmak benim haddime de olmayabilir ama etrafta bu kadar bilgi kirliliği varken, bu kadar tartışma varken; ben de düşüncelerimi paylaşmak istedim.

            Ben hayatımda fazla sayıda maça gitmedim ama bu yüzden bu konuda konuşmamın yasaklanmasını kabul edemem. Herkesin düşünce özgürlüğü vardır, aynı şekilde herkesin başkasının fikirlerini ‘ciddiye alıp almama’ özgürlüğü de vardır.

       Benim derdim ‘’Passolig çok güzel uygulama’’ veya ‘’Passolig uygulaması da ne berbat şey’’ gibi bir yargıya ulaşmak değil, bilgi kirliliğini gidermeye çalışalım.
          
       Öncelikle şu noktada anlaşalım; Türk insanı her konuyu tek tek düşünmeye, yargılamaya meraklı. Bu ‘passolig uygulaması’ ne siyasetten, ne ekonomiden, ne de dünya düzeninden ayrı bir şekilde ciddi olarak düşünülebilir. Siyaset-ekonomi-düzen düşünmeden ‘’Passolig de neymiş be, bilet alıp kart için mi para ödeyeceğiz?’’ yargısına ulaşılır ama bu yargı son derece öznel ve basit olarak kalmaya mahkumdur.
     
       Kimsenin Passolig uygulamasına romantik gerekçelerle karşı çıkmasına gerek yok. O romantik dünya yaklaşık 50 yıl öncesinde kaldı. Bugün ne Galatasaray’ın ne de Tavşanlı Linyitspor’un yöneticisi ‘’Maçları açık kanalda yayınlatalım, biletleri de ucuza satalım; taraftarımız mağdur olmasın.’’ şeklinde fikir yürütüyor. Kulüpler sadece taraftar istemiyor. Kulüpler ‘zengin taraftar’ istiyor. Herhangi bir kulüp yöneticisi kulüp taraftarlarıyla aynı hisleri paylaşsa bile Yönetim Kurulu’nda o şekilde fikir bildiremez çünkü Dünya değişti, 1980 sonrası dünyanın ekonomik gidişatı hakkında az biraz bilgi sahibi olan birisi bunu çözer. Spor kulüpleri halkla iç içe olan kulüpler değil, halka açık şirketler durumunda. Durum buyken de bir yönetici çıkıp ‘’Maçlarımız açık kanaldan yayınlansın, biletlerde %80 indirim yapıyoruz.’’ diyemez, o tip kahramanlıklar geçmişte kaldı.

       Geçmişe dönelim biraz; önce futbol ligi dijital platforma geçti, sonra basketbol ligi… Bu yayınlar dijital yayına geçtiğinde de ne diye itiraz edildi? ‘’Taraftar maç izlemek için para mı versin? Taraftarı soymak mı istiyorsunuz?’’ vs. vs. Sonuçta ne oldu? Bu itirazları yapan vatandaşların %50’sinden fazlası yayın için dijital platformlara üye oldu. Diyeceğim o ki; Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin, Türkiye Futbol Federasyonu’nun veya başkalarının derdi ‘’Maçları bedava verelim de Arif oturduğu yerden bedavaya izlesin.’’ değildir, öyle bir beklenti de olamaz zaten. Burada bana ‘’İyi de dijital platformlarlar da bize zorla izlemeyeceğimiz kanalları satmasın.’’ diyebilirsiniz. Peki dijital platformlar bizi neden o kanalları satın almak zorunda bırakıyorlar? ‘‘Yayın karşılığı bedel ödemek istemeyen taraftarlar’’ var olduğu için öyle oluyor. Sanmıyorum ki kulüp taraftarlarının %100’ü yayın izlemek için bedel ödemeye razı olsa, dijital platformlar da bizden böyle yüksek bedeller istesin. Arada böyle anketler çıkar ya, x takımın 20 milyon taraftarı var, y takımın 10 milyon taraftarı var vs. O ‘milyon taraftar’ anketlerinin tek sonucu yöneticilerin  ‘’Bizim sizden daha çok taraftarımız var, nabeeeer’’ tarzında açıklamalar yapmasını, taraftarlar arasında ortamın gerilmesine neden olmak. Ekonomik olarak düşünürken kulüp yöneticilerinin o ‘milyon taraftar anketleri’ni düşündüklerini sanmıyorum.
       
           Bu sezon başında son olarak Euroleague yayınları da dijital platforma geçmişti. Bunun sonucunda ‘Euroleague maçlarını izleyemeyen’ değil ‘Euroleague maçlarını izlemek için para ödemek istemeyen taraftarlar’ kime tepki gösterdi? Kendi kulüplerine ve kendi kulüplerinin yöneticilerine değil, Euroleague yayın haklarını satın alan kuruluşa ve o kuruluşun patronuna. Kusura bakmayın da o kuruluşun başkanı       
 ‘’Ya böyle de olmaz ki şimdi Arif maç izleyemeyecek, iyisi mi biz bu maçları açık kanaldan verelim.’’ mi diyecekti? Kulüp yönetimlerinin tutumunu zaten açıklamıştık, yayıncı kuruluşların amacı da tabii ki kar etmek, bunu da maksimize etmek için fırsatları kullanacaklar, aksi beklenemez.

           ‘’Türk sporseveri yolunacak kaz mı?’’ Bu tabir biraz ağır kaçıyor, kimsenin kendisine böyle hakaret etmesi gerekmiyor, hiçbir yönetici de çıkıp ‘’Taraftarımızı yolunacak kaz olarak görüyoruz.’’ demeyecektir. Burada sorun yanlış anlaşılma. Yöneticiler hiçbir taraftara ‘’Siz kulübümüzü mü seviyorsunuz, gelin sizi yolalım.’’ demiyor; kimsenin böyle bir gayesi yok, olamaz da. Yöneticilerin istedikleri belli. Kulüp kendi kendine para kazanmıyor; şubelerin başına koçlar getiriliyor, sporcularla sözleşmeler yapılıyor, bunlar bedavaya olmuyor, tüm masrafları birkaç yönetici de karşılayacak değil. Kulüplerin açtıkları mağazalar ne kadar ilgi görüyor? Tam rakamları veremeyeceğim ama Avrupa’da kulüplerin kazandığı paralarla Türk kulüplerinin kazandıkları paralar arasında büyük fark var. Bunun nedeni de kim? ‘Kulübü çok seven ama kulüp için 1 kuruş bile harcamak istemeyen taraftarlar’ Burada kimseyi küçük görmüyorum, kimse kulübü sevdiği için para yatırmak zorunda değil ama kulüplerin mağazalarından alışveriş yapılmazsa, kulüplere bağış yapılmazsa, üstüne üstlük maça giden seyirci de taşkınlık yapar ve kulübün ‘saha kapatma cezası’ almasına neden olursa kulüpler de Passolig gibi uygulamalara giderler. Dijital yayın konusunda olduğu gibi, kulüpler de ‘’Madem 100 kişi yerine 50 kişi para verecek, biz de onlardan daha fazla para alalım.’’ derler.  

            ‘’Eee, tepki göstermeyelim mi, herşeyi kabul mu edelim?’’ diye de sorabilirsiniz. Ben tepki göstermeyin demiyorum, tepki göstermek demokratik toplumların en büyük hakkıdır. Sorun şu ki kime, neden tepki gösterdiğimizi bilelim; ona göre tepki gösterelim. Passolig’e gösterilen tepkilerde iki büyük yanlış göze çarpıyor:

            _ ‘’Kart parası alınıyor, kulübümü seviyorum maça gidiyorum diye kart parası mı vereceğim?’’  Kart parası vereceksiniz, bu sistem bedavaya kurulmuyor, kulüpler de sistemden yararlanmak istiyor. Nasıl ki dijital platformlardan yayın alırken satın almak istemediğiniz yayınları da mecburen satın alıp para veriyorsunuz, bu karta da vereceksiniz. 25 TL de öyle abartılı bir ücret değil. Muhtemelen bu ücret ilerleyen zamanlarda daha da artacak.

            _ ‘’Passolig uygulaması fişlemedir, faşizmdir.’’ Passolig çıkana kadar fişlenmediği düşünen insanlar Passolig alınca fişleneceğini sanıyorsa bravo diyorum, başka da bir şey demiyorum. Sosyal medyada yazan, ağzına gelen hakareti eden, her duygusunu paylaşan insanlar  ‘’Passolig’le fişleneceğiz.’’ diyorsa hiç ciddiye alamıyorum. Fişleme için de böyle bir uygulamaya gerek yok.

            Bir de şu var; ‘’Yurtdışından geliyorum, bir maç izleyeceğim diye kart mı alacağım?’’ Eğer maddi durumunuz sıkıntılıysa, kart için vereceğiniz 25 TL sizi zor durumda bırakacaksa almayacaksınız. Kulüp yöneticilerinin derdi ‘’Almanya’dan gelen vatandaş maça gelsin işte.’’ değil, kulüp yöneticilerinin derdi ‘’Tribün nasıl olsa dolacak, kartı da satalım, kulübün kasasına daha fazla para girsin.’’ Bu kadar basit işte.

            Başta dediğim gibi, romantizmi bırakalım. Ekonomik sisteme tepkiliyseniz bunu baştan belirtecektiniz, o tepkinin zamanı da geçti. Bir başka tepki de şu: ‘’Passolig uygulamasından rant elde edilmeye çalışıyor.’’ Tabii ki rant elde edilmeye çalışılıyor, başka ne olacaktı? ‘Rant kazanmanın’ süper bir şey olarak anlatıldığı, bir ‘marifet göstergesi’ olduğu Türkiye’de, bu kart üzerinden de tabii ki rant kazanılmak istiyor. Rant Türkçe’de ne demek? ‘’Bir mal veya paranın, belirli bir süre için emek verilmeksizin sağladığı gelir.’’ Türkiye’de de bu ‘rant elde etmek’ bir marifet göstergesi mi? Evet, öyle. O halde neden kulüp yönetimleri, Türkiye Futbol Federasyonu, Passolig’i çıkaranlar rant sağlamaya çalışmasın? Yoksa siz ‘’emek verilmeksizin gelir sağlayanlar’’ bunu yapmaz, futbol namına utanır mı sanıyorsunuz?

            Kimse utanmıyor, utananlar sadece samimi sporseverler. Samimi sporseverleri de spor yöneticileri pek umursamıyor, umursar olsalar bile ‘gelir elde etme arzusu’ ağır basıyor. ‘Kurunun yanında yaş mı yanıyor?’ Ee, bu da demokrasinin bonusu işte. Kuru yanıyorsa, yaş da yanacak; itiraz da etseniz bir işe yaramayacak, güç karar vericilerin elinde ve karar verenler de romantik değil ‘realist’…
   



            Arif ŞAHİN
            sahinarif88@hotmail.com

Eurochallenge’da final-four zamanı

Avrupa basketbolunun üçüncü önemli turnuvasında final-four zamanı geldi. Turnuva her ne kadar önemsiz görülse de, Türkiye üstüste üç yıldır final-four’da temsil ediliyor. Kısaca geçmişi hatırlayalım. 2012’de Beşiktaş bu turnuvaya ‘fazla’ gelen kadrosuyla şampiyonluğa ulaşmıştı. 2013’te Pınar Karşıyaka İzmir’de düzenlenen final-four’da mutlu sona çok yaklaşmış ancak büyük avantajla girdiği son dakikalarda kupayı kaybetmişti. Bu yıl ise Royal Halı Gaziantep final-four’a yükseldi.




            Royal Halı Gaziantep’in yolu


            Geçtiğimiz sezon ligi 9.sırada tamamlayan Gaziantep bu yıl Eurochallenge’a katılmaya hak kazandı. Sezon başında biraz farklı bir kadroyla sahaya çıkan Gaziantep ilk turda son şampiyon Krylia’yı da iki kez yenmeyi başarmıştı.

            Takımın kaderi Kasım sonunda Jure Zdovc’un baş antrenörlüğe gelmesiyle değişti diyebiliriz. İkinci turda elenecek bir takım görüntüsü veren Gaziantep Barış Ermiş-Domen Lorbek transferlerini de yaptı ve daha ciddi bir takım havasına büründü. İkinci turda Ventspils-Triumph Libersty-Dijon gibi ciddi kulüplerde mücadele eden Gaziantep bu turda oynadığı bütün maçları kazanmayı başardı. Çeyrek finalde Minsk karşısında beklendiği kadar etkili oynayamadılar ama seriyi 2-0 kazanarak final-four’a katılma hakkı elde ettiler.

            Gaziantep’in şu ana kadarki dönemde Eurochallenge’ın en iyi savunma yapan takımı olduğunu görüyoruz. Maç başına sadece 66 sayı yiyorlar. Bu istatistikte yine Zdovc’un basketbol anlayışının öne çıktığını söyleyebiliriz. Gaziantep asist üstünden skor bulmakta da sıkıntı çekmiyor. Maç başına ortalama 17.2 asistle bu alanda da turnuvasının ikincisi durumundalar. Takımın en çok asist yapan oyuncuları maç başına 7 asist yapan Barış Ermiş ve maç başına 4 asist yapan JR Bremer. Takım en skorer oyuncuları beklendiği üzere yabancılar. Borovnjak maç başına 14 sayı kaydederken Lorbek 11, Bremer-Stevic de 9.5’ar sayı kaydetmekteler. Gaziantep turnuvanın en skorer takımlarından biri değil. Maç başına sadece 73 sayı kaydediyorlar.




            Yarı final rakibi: Reggio Emilia


            Royal Halı Gaziantep final-four yarı finalinde çekebileceği en zorlu kurayı çekti ve ReggioEmilia ile eşleşti. Final-four Bologna’da düzenlendiği için Reggio’nun belli bir seyirci avantajı olacak. Onun dışında Reggio’nun üstün bir kadrosu olduğunu da belirtelim…

            Takımın en çok göze batan ismi Litvanyalı Rimantas Kaukenas. Bundan önce yedi sezon boyunca Euroleague’de forma giyen ve Litvanya Milli Takımı’nın da önemli parçalarından biri olan ’77 doğumlu Kaukenas’ın yolu Laboral’den ayrıldıktan sonra sezon ortasında Reggia’yla kesişti. Takımda 8 maça çıkan Kaukenas maç başına yaklaşık 16 sayı üretiyor ve 3 asistle oynuyor. Çok iyi bir yüzdeyle şut attığını da not edelim.

            Takımın diğer Euroleague oyuncusu da Andrea Cinciarini. Daha önce yıllarca Cantu’da oynayan ve İtalya Milli Takımı’nın da önemli bir parçası olan Cinciarini sene başından beri Reggio’da. 12.5s-4.5r-6.5a ortalamaları ile çok başarılı bir performansa sahip.
            Reggio’nun bir diğer tanıdık ismi de James White. 2007-08’de Fenerbahçe Ülker forması giyen White sonrasında birçok takım değiştirdi. Avrupa’da 4, NBA’de 2 farklı takımın formasını giyen White sezon başından beri Reggio’da. Maç başına 16s-4r-3a ile etkili bir performans ortaya koyuyor.

            Pivot olarak ise Angelo Gigli var. Euroleague tecrübesine sahip olan Gigli bu sezon mükemmel oynamasa da önemli bir tecrübeye sahip, fark yaratabilir.

            Reggio’nun sürpriz isimleri de Ojars Slins ve Ariel Filloy.


            Reggio’nun çeyrek finalde son şampiyon Krylia’yı elediğini de not edelim.

           
            Cuma akşamı 21:30’da oynanacak olan Reggio Emilia-RH Gaziantep maçının çok zor bir maça sahne olması muhtemel. Reggio Emilia’nın saha avantajı ve kadro üstünlüğüyle ağır bastığını söyleyelim.








            Diğer yarı final



            Yarı finalin diğer ayağında Szolnoki Olaj ile Triumph Libersty karşılaşacaklar. İki takım da çok büyük yıldızlara sahip değil ama Rakovic’li Libersty’nin daha ağır bastığını düşünüyorum.






sahinarif88@hotmail.com

22 Nisan 2014 Salı

Atletico – Chelsea rövanşa kaldı

              Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçında Atletico Madrid ile Chelsea 0-0 berabere kaldılar.

                Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçı tam olarak beklediğimiz gibi geçti diyebiliriz. Chelsea Hazard’ın yokluğunda Schürrle/Oscar yerine Mikel’le başlayınca maçın da nasıl gelişeceği hemen hemen ortaya çıkmış oldu.
                İlk bölümün en heyecan verici dakikası 16.dakikaydı. Kaleci Cech’in dengesiz çıkışı sonrası sakatlanması ve sonrasında Schwarzer’ın oyuna girmesiyle ilk değişiklik oldu. 28.dakikada Chelsea kontra atakla oyunu hareketlendirdi ama Ramires acele edip çok saçma bir şut çıkarınca tehlike olmadı. 34.dakikada Mario Suarez’in uzaktan şutu da Atletico adına devrenin en önemli hareketiydi.
               
                İkinci yarıda Atletico Madrid seyirci desteğiyle daha etkili oldu, zaten olmak zorundaydı da. 60.dakika yapılan Diego-Arda değişikliğine kadar Diego ile pozisyonlara giren Atletico Arda’nın oyuna girmesiyle klasik düzenine döndü. Bu dakikadan sonra daha etkili oynayan Atletico daha sonra da Sosa ve Villa’yı oyuna almasına rağmen istediği pozisyonları üretemedi. 76.dakikada Gabi’nin serbest vuruşu-Schwarzer’ın kurtarışı ikinci yarının en önemli pozisyonuydu.


                Maç beklentileri hiç yanıltmayan bir performansa sahne oldu. İlk bölümde iki takım da çok kontrollü oynadılar ve rakibe boş alan bırakmadılar. İkinci yarıda Atletico Madrid yüklendi ama bir türlü Chelsea savunmasını geçemediler. Maçın en değerli oyuncusu Mark Schwarzer oldu diyebiliriz. Chelsea’de Lampard-Mikel, Atletico’da Gabi cezalı duruma düştüler ve haftaya oynayamayacaklar.  




                Arif ŞAHİN