19 Nisan 2014 Cumartesi

Bir Ada Hikayesi...

       Türkiye Süper ligi...English Premier League...Bu iki lig isminden birisi alelade bir birinci ligi anlatırken öteki ligin harika olduğundan dem vuruyor. Acaba bu kümelerden hangisi daha süper. Demek ki etiketlerle pratikler her zaman uyuşmuyor. Sevmediğim bir laf şu sıralar; ama buraya da oturuyor, ne yaparsın; “ben lafa değil, icraata bakarım”. Ne zaman bir lig değerlendirmesi yapsam böylece moralim bozuluyor. Her neyse, bu yazıyı okuyanları da sıkmayıp, şöyle bir adaya şimdilik bizim futbol dünyamızın sakinlerinin ütopyasına uzanalım.  

        İngiltere’de sezon sonu Arsenal, City, United, Chelsea ve Liverpool’dan birinin şampiyon olması kimse için sürpriz olmazdı. Sanırım bu da bu ligin kendisini geri kalan tüm çift kutuplu liglerden ayıran en büyük özelliği. Bu arada, İspanya’da Atletico devrim yapıyor. Onu da bir şeyedelim.


        Arsenal Mesut’un gelişiyle parlak günler geçirse de yine Mesut’un formsuzluğu nedeniyle işin sonunu getiremedi. Ayrıca pivot santrafor eksikliği ve görece kadro derinliğinin az olması topçuların en büyük handikapı. Kaç yıldır aynı hikaye anlayacağınız. City’nin parası var. Ondan öte Toure’si var. Dünyanın en yetenekli bir o kadar da fütursuz oyuncularının olduğu takımı topluyor, düzene sokuyor, abilik yapıyor. Pellegrini’nin yapmaktan aciz kaldığı bir çok şeyi o yapıyor. Yalnız partneri Fernandinho’yu da atlamayalım, haksızlık olur. Kısacası, City geçen hafta kaybetmeseydi çok büyük favori olabilirdi. Aradan çıkan bir Chelsea var. Bunun arkasında tabi ki Mourinho adındaki futbol dehası var. Bir başka deyişle Moyes’da olmayan herşey onda var. Chelsea “büyümesi gereken bir tay” derken, psikoloji oyunları yapıyor, “çaktırmadan” zirveye yürüyordu. Bakın yine farkettirmeden PSG’yi elediler. Dortmund’un yapamadığını yapıp, deplasmanda bir gol attılar. Chelsea, haddini bilerek oynuyor, rakibini son raunda kadar oyalayıp sürekli maçın içinde kalan bir boksör gibi rakibini en gafil anında avlıyor. Tabi en ilginç vaka United’ınki. Mouse’u bayağı bir oynatmak gerekiyor United’ın puan tablosundaki yerini bulabilmek için. Bunun en büyük sorumlusu Moyes elbette. Onu oraya getiren Ferguson olunca vardır illa bir bildiği diyor insan ama peygamber de değil ki canım bu içimizdeki İskoçyalı. Moyes ne yazık ki eşek yüküyle para ödeyip, Fellaini’yi transfer ediyor. Çünkü ufku o kadar, Everton’dan öteye geçemiyor. En başarılı takımı sona sakladım. Liverpool, sadık taraftarının yüzünü sonunda güldürüyor. Haketti ama taraftar bunu onu da söyleyelim. Çok beklediler çünkü; yaklaşık bir 15 yıl. Luiz Suarez, harikalar yaratıyor, Mignolet liverpoollular için Reina’dan sonra “çöldeki bir vaha” gibi, Sturrige ve Sterling Suarez’i çok iyi tamamlıyor, Coutinho 40 yıllık Liverpollu gibi, Gerard yeniden doğmuş sanki ve Sakho tek başına 4 kişi savunabilecekmiş gibi...Taraftarıyla çok iyi bütünleşmiş bir takım var karşımızda. Benim gönlüm Merseyside ekibinden yana. Çünkü bütün hegemonyalara karşıyım. Çift kutuplu dünyaların hegemonyasına da sermayenin hegemonyasına da...  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder