12 Nisan 2014 Cumartesi

Euroleague; Galatasaray ve ötesi...

Euroleague: Galatasaray, Çeyrek Finaller ve Ödüller

            Yazıyı başlıkta da belirttiğim gibi üç bölüme ayırdım. İlk olarak Galatasaray Liv Hospital’den başlayalım.

            Galatasaray Liv Hospital geçen sezon ligde şampiyon olduktan sonra bu sezon başında oldukça iddialı bir kadro kurdu. Geçen sezonun kadrosu görünürken pivot bölgesine yapılan Nathan Jawai transferi ve son olarak Sinan Güler transferiyle hem Euroleague için tecrübeli bir rotasyon oluşturdu, hem de bol alternatifli bir kadro oluşturdu. Galatasaray’ın sezon başındaki kadrosu şöyle oldu; Arroyo/Ender --- Gordon/Sinan/Cenk --- Marko/Göksenin --- Erceg/ Dudley/ Macvan --- Furkan/Jawai

            Galatasaray’ın kadro kağıt üstünde iyiydi ama kadro hem yaşlı oyuncular üzerine kuruldu, hem de sakatlık riski çok fazlaydı. Maalesef ki sakatlıklar arka arkaya geldi. Gordon, Markoishvili, Dudley, Jawai çok ciddi sakatlıklar yaşadılar ve uzun süre sahalardan ayrı kaldılar. Galatasaray bu süreçte Hairston ve Pops’u kadroya dahil etti. Marko-Dudley’nin ya daha erken iyileşecekleri tahmin ediliyordu, ya da maddi nedenlerden dolayı yerlerine transfer yapılmadı.

            Galatasaray Liv Hospital Hairston transferiyle isabetli bir hamle yapsa da, Pops’tan birkaç maç dışında beklediğini alamadı. Açıkçası son iki yıldır sakatlıklardan belini doğrultamayan Pops’tan ne bekleniyordu, onu da bilmiyorum.

            Biz kadroya dönelim. Bence dönüm noktası deplasmanda kazanılan Lokomotiv Kuban maçı oldu. Kuban maçından önce Sinan, Göksenin, Macvan ya kullanılmıyordu ya da çok az tercih ediliyordu. Bu nedenle tüm yük yaşları ilerlemiş Arroyo-Erceg üzerine kalıyordu. Son maçlar öncesi Furkan Aldemir de beklenen katkı veremedi. Kuban maçında Galatasaray kazanmasına rağmen elindeki avantajı kaybetti. Sonraki maçlarda Ergin Ataman rotasyonunu değiştirdi ve Sinan-Göksenin’i daha sık kullanmaya başlarken Erceg-Macvan dakikalarını da dengeli bölüştürmeye başladı. Bu çok önemli bir hamleydi, çünkü, sezon boyunca Erceg oyundayken Galatasaray pota altı ‘yol geçen hanı’na döndü, ayrıca Erceg’in şutları girmediği zamanlar Macvan da skora katkı veremiyordu.

            Son olarak da sakatlar takıma yavaş yavaş döndü, Dudley oynayamasa da Markoishvili Kuban maçından itibaren önemli katkılar yaptı.

            Son olarak soruya cevap vereyim? Galatasaray başarılı mıdır? Galatasaray çeyrek finale kaldığı için ne olursa olsun başarılıdır. Ama ben bu başarının gereğinden fazlası abartılması gerektiğini düşünmüyorum. Galatasaray ne E Grubu’ndan çıktı, ne de grubu ilk ikide bitirdi. Geçtiği takımlara bakarsak, Lokomotiv Kuban ve Bayern Münih Euroleague tecrübesi olmayan ve kadrosunda Carlos Arroyo gibi bir yıldız barındırmayan takımlar. Barcelona-Galatasaray serisi incelemesini de sonraki bölümde bulabilirsiniz…



             
Euroleague’de çeyrek finaller

Barcelona – Galatasaray Liv Hospital

            Euroleague’de çok iyi bir sezon geçirmediğini düşündüğüm Galatasaray öyle veya böyle çeyrek finale kalmayı başardı. Üstüste ikinci yıl bir Türk takımını çeyrek finalde izleme şansına ulaştık.

            Play-off’taki rakip ise E Grubu’nun lideri olan Barcelona. Son beş yıldır final-four da yer alan Barcelona beş yılda sadece bir kez final oynayabildi. Dört yıldır Top16 aşamasında maç kaybetmeyen Barcelona bu yıl ise Top16’de EA7 Milano karşısında hezimete uğramıştı. Ertesi hafta ise daha büyük bir bozguna uğradılar ve Laboral’e karşı ilk yarıda 15 sayı farkla önde olup maçı kaybettiler.

            Barcelona’nın başarısındaki en büyük nedenlerden biri de istikrar. Genç koç Xavi Pascual 2008’den beri takımın başında. Takımın kilit oyuncularından Navarro ve Sada 2008’den beri, Lorbek 2009’dan beri, Huertas 2011’den beri, Tomic 2012’den bu yana takımdalar. Kilit oyunculardan sadece Papanikolau bu yaz transfer edildi. Kilit altılı haricinde Oleson-Nachbar-Dorsey-Lampe takıma ekstra katkı sağlayabilecek olan oyuncular. Ayrıca Pullen-Hezonja-Todorovic-Abrines dörtlüsü de genç ve göreve hazır oyuncular.

            Görüldüğü gibi Barcelona’nın çok geniş bir kadrosu var. Avrupa’nın en iyi koçları arasında sayılmayan ama bu kadrodan verim almayı da bilen bir koçları var. Bu esneklik nedeniyle Barcelona’nın birçok planı var ve sahada hiç sıkışmıyorlar. Bu sezon Galatasaray LH’in en çok sıkıntısını çektiği sıkıntı bu oldu. Galatasaray’ın kadrosu dar, sakatlıklar nedeniyle bu kadrodan yeterli verim alınamadı ve Arroyo-Erceg başta olmak üzere bazı oyuncular neredeyse maçların tamamında sahada kaldılar. Barcelona’da ise en değerli oyuncuların bile bir maçta 30 dakika süre aldığını istisnai olarak görüyoruz.
           
            Barcelona’nın sezonuna bakalım: İlk turdaki kritik maçlarda İstanbul ve Moskova’da yenilen Barcelona evindeki maçları kazandı. Top16’de ise Olympiakos-Panathinaikos-Fenerbahçe Ülker deplasmanlarında çekişmeli maçlar oynayıp kazandılar, İspanya’da ise sadece Unicaja Malaga maçında zorlandılar ama kazanmayı başardılar.

            Gelelim EA7 Milano hezimetine… Evet, bu maç formalite icabı oynandı ve Barcelona’lı oyuncular maça konsantre değildi, Navarro da oynamadı, EA7 Milano ekstra konsantreydi, saha avantajı onlardaydı, vs. Mağlubiyet için birçok sebep sayılabilir/mağlubiyet önemsiz görülebilir ama Barcelona’nın –Langford’sız- EA7 Milano karşısında bu kadar ezilmesi önemli bir sinyaldir. Önceki yıllarda Barcelona’nın hiçbir maçta böylesine ezildiğini görmemiştik.

            İki koçu karşılaştıralım… Barcelona yıllardır Top16 sonrası düşüş gösteren bir performansa sahipse, bunun en büyük nedeni koç Xavi Pascual’in kötü yönetimidir. Yıllardır her türlü baskılı ortamda ezilen ve takımını kontrol edemeyen Pascual hayalkırıklıklarına neden oluyor. Son yıllardaki performansa bakalım:
            _ 2010’da İspanya Ligi finalinde Caja Laboral karşısında dağıldı.
            _ 2011’de Euroleague çeyrek finalinde Panathinaikos’a saha avantajına rağmen yenildi.
            _ 2012’de final-four’da yarı finali Olympiakos karşısında kaybetti.
            _ 2013’de İspanya Ligi finalini kaybederken, Euroleague’de Panathinaikos’u kılpayı geçip final-four’da dağıldı.

            Sezon boyu eleştirdiğim Ergin Ataman’a bu konuda hakkını iade edelim. Ataman her türlü baskı altındayken daha iyi performans veriyor ve takımını beklenmedik zaferlere taşıyor. Bunun yanında beklenmedik sakatlık problemlerinde çözümü çok çabuk bulmayı başarıyor. Bu alanda Ataman, Pascual’e karşı açık ara önde diyebiliriz.

            Seri 2-2-1 şeklinde oynanacak. Barcelona son beş yılda da play-off serilerine saha avantajına sahip olarak başladı ama ilk 2 maçı sadece bir kez –Unics Kazan’a karşı- kazanabildi. Bu seride de ilk 2 maç çok önemli. Palau Blaugrana’da oynanacak olan ilk iki maçın birini Galatasaray’ın kazanması durumunda seri beklenmedik şekilde bitebilir. Seri 2-0 olursa Galatasaray’ın toparlanabileceğini sanmıyorum, İstanbul’da Barcelona’ya tek maç yetebilir.

            Seriyi her maçtan sonra da yeniden değerlendireceğim. İlk maç Salı günü Barcelona’da oynanacak. 






Emporio Armani Milano – Maccabi Electra

            Euroleague’de son beş yılda final-four’a giden takımlar genellikle aynı takımlar oldu. 2 Yunan takımı, 2 İspanyol takımı ve CSKA Moskova haricinde Montepachi Siena, Maccabi Tel-Aviv ve Partizan da birer kez final-four yaptılar. 2008 sonrası düşüşe geçen Maccabi üstüste beşinci sezonda da çeyrek finalde. EA7 Milano ise Galatasaray’la beraber çeyrek finallerde yer alan tek ‘farklı takım’ ve evinde düzenlenecek final-four’da yer almak istiyor. Son 20 yılda İtalya’dan farklı takımlar final-four oynarken Milano en son 1992’de Avrupa basketbolunda başarılı olmuştu.

            EA7 Milano’nun bu yılki çıkışı sürpriz oldu diyebiliriz. Top16 başlarken altıncı sıradan yukarı çıkamayacağını tahmin ettiğim Milano Hackett transferi sonrası beklenenden daha iyi bir performans gösterdi. Koç Banchi ve Keith Langford’ın muazzam performanslarıyla kadro kalitelerinin çok üstünde performans gösterdiler ve zorlu E Grubu’nu ikinci sırada bitirdiler. Play-off öncesi bir iyi, bir de kötü haber. İyi haber Keith Langford’ın takıma dönmesi oldu, kötü haber ise Alessandro Gentile’nin sakatlanması oldu.

            Maccabi Electra ise inişli-çıkışlı bir performans geçirdi, sonuç olarak kadro kalitelerinin altında bir sezon geçirdiklerini söyleyemeyiz. Sene başında Sofoklis Schortsanitis’i yeniden kadrosuna katan Maccabi ilk turda grup lideri oldu, Top16’de ise Real Madrid-CSKA Moskova’ya diş geçiremedi.

            İki takımı kıyaslarken Milano’nun daha fazla oyuncudan katkı aldığını görüyoruz. Milano’da ilk sayı opsiyonu Langford olacak ama Moss-Jerrels-CJ Wallace gibi oyunculardan da ekstra katkılar gelebiliyor. Maccabi ise dışardan Hickman ve Pnini’nin üçlüklerine, pota altında ise Sofo-Tyus ikilisinin etkinliğine bağlı. Top16 maçlarında hiç etkili olamayan Joe Ingles’in play-off maçlarında kendine gelip gelemeyeceğini de göreceğiz. Ameliyat olması beklenen Shawn James’in yokluğu bu eşleşmede çok da önemli olmayacak, Maccabi’nin karşısına pota altında etkili olan bir takım çıkmadığı için James’in sakatlığı büyük sorun değil.
           
            Euroleague’de sezonun en iyi oyuncusu olan Keith Langford için eşleşmenin ayrı bir önemi de var. 2011-12’de bir sezon Maccabi Electra’da forma giyen Langford belki de kariyerinin en etkisiz sezonunu geçirdi. İsrail’e mi uyum sağlayamadı, David Blatt’la anlaşılamadılar, bilemiyorum ama Langford’ın Maccabi’ye karşı normal oyununun üstüne çıkacağını düşünüyorum.

            İlk iki maç Çarşamba ve Cuma akşamları Milano’da oynanacak.

           
CSKA Moskova – Panathinaikos

            Son üç yılda ikişer kez final-four oynayan iki takımdan biri Milano’da olmayacak. Messina’nın planları tutmak üzereydi ama son maçta son sözü Real Madrid söyledi ve Panathinaikos yerine Olympiakos’u tercih etti.

            CSKA Moskova Euroleague’in en pahalı kadrosuna sahip olmasına rağmen şu ana kadar beklenen patlamayı yapamadı. En pahalı kadronun yanında Avrupa’nın en iyi koçlarından birine de sahipler; ilk turdan sonra Top16 grubunda da ikinci oldular. Şu ana kadar oynadıkları maçlarda iç sahada sadece Fenerbahçe Ülker’e yenildiler, Real Madrid, Maccabi ve Barcelona karşısında ezici galibiyetler elde ettiler. Deplasmanlarda ise bütün zorlu maçları kaybettiler.

Panathinaikos’a geçelim. Panathinaikos her ne kadar dengesiz bir sezon geçirse de, Euroleague’de bir play-off serisi oynanmak isteyecek olan son takım. Panathinaikos son beş final-four’un dördünde yer aldı ve iki çeyrek final serisini saha dezavantajına rağmen kazandı. Geçen yıl da, çok formda olan Barcelona’yı elemeye yaklaştılar, kılpayı kaçırdılar. Panathinaikos’un sezonu nasıl geçirdiği önemli değil, işler kritikleşince çok farklı performanslar ortaya koyuyorlar.

CSKA’da en kilit oyuncular eski Olympiakos’lular olacak. Milos Teodosic’in sağlık durumu önemli. Sezon boyunca bir türlü istikrarlı olamayan Kyle Hines’ın artık sahneye çıkması gerekiyor. Olympiakos’la geçirdiği iki sezonda kritik aşamalarda muhteşem oynayan Hines performansını yine o seviyeye çıkarabilir mi, göreceğiz.

            Serinin ilk iki maçı Salı ve Perşembe günleri Moskova’da oynanacak. Milos Teodosic’in ilk iki maçta muhtemelen oynayamayacağını belirteyim.


Real Madrid – Olympiakos

Real Madrid biraz kendi gazına geldi, biraz da Messina’nın planlarının kurbanı oldu ve Panathinaikos’a çarpacaktı ama son maçta son sözü söylediler ve Olympiakos’la eşleştiler. Şu ana kadar Euroleague’de oynadığı 24 maçta sadece 3 kez yenilen Real Madrid Maccabi ve Milano deplasmanları, iç sahadaki CSKA Moskova galibiyeti dışında çok da önemli galibiyetler elde etmedi. Real’in geçtiğimiz yıl da benzer bir performans gösterdiğini hatırlatayım. Geçtiğimiz sezon play-offlara kadar 7 yenilgi alıp, finalde Olympiakos’a kaybetmişlerdi.

Olympiakos ise ilginç bir sezon geçirdi. Son iki sezonun şampiyonu olan Yunan temsilcisi sezona flaş bir giriş yaptıktan sonra, Top16’de beklenenin altında kalarak arka arkaya yenilgiler aldı ama son düzlükte toparlanarak grubunu üçüncü sırada bitirdi.

Real Madrid sezon boyunca galibiyetler elde etse de, beni çok tatmin edemediler. Bunun en büyük sebebi, fazla sayıda kritik maça çıkmamaları. Öyle ki, 6 sayının altında farkla biten üç galibiyetleri var; Galatasaray karşısındaki iç saha maçı ve Lokomotiv Kuban-Maccabi deplasmanları. Bunların haricinde, CSKA ve Maccabi’ye karşı oynadıkları iç saha maçlarındaki son çeyrek performansları takdire şayan. Yalnız, CSKA deplasmanında              –Weems&Hines oynamazken- dağılmaları ironik. Real Madrid için zor bir seri olacağını düşünüyorum.

Serinin ilk iki maçı Çarşamba ve Cuma günleri Madrid’de oynanacak.






           
Euroleague Ödülleri

            Euroleague’de normal sezonun tamamlanmasıyla birlikte, biraz da ‘hayali ödüller’i katarak yorumlarımı paylaşayım…

           
En değerli oyuncu (MVP)

            Burada ‘verimlilik puanı’ işimizi kolaylaştırıyor gibi dursa da, pek öyle değil. Malum, yüksek verimlilik puanına sahip oyunculara sahip olmak başarıyı garantilemiyor. Benim öne çıkardığım beş aday; Keith Langford, Ante Tomic, Rudy Fernandez, Carlos Arroyo ve Dimitris Diamantidis. Real Madrid’den Sergio Rodriguez de aday olabilirdi ama onu ‘en iyi altıncı adam’ olarak değerlendirmek daha doğru olur diye düşünüyorum.

            Bu beş oyuncu arasında Langford-Rudy arasında kaldım. Euroleague’de tüm maçlar baz alındığında 18.8 verimlilik puanı ortalamasıyla birinci olan Langford en değerli oyuncu olmayı hak eden bir performans sergiledi. Langford’ı seçmemdeki bir diğer etken de, takımında Rudy Fernandez’in etrafındaki gibi etkili oyuncular olmaması.

            Langford’ın sezonunu Normal Sezon ve Top16, daha doğrusu Hackett’sız dönem ve Hackett’lı dönem olarak ikiye ayırabiliriz. Hackett’ın olmadığı dönemde istikrarsız bir grafik çizen Langford, Top16 döneminde yıldızlaştı. Top16’de çıktığı 10 maçta 8 galibiyet gördü     –Efes deplasmanındaki mucizevi yenilgi de var- Özellikle Olympiakos maçlarında müthiş oynayan Langford toplamda 18.5 sayı-3.5 ribaund-3 asist ortalamalarıyla harikaydı. Langford ayrıca en skorer oyuncuya verilen Alphonso Ford ödülünün de sahibi oldu.


En iyi savunmacı

            Bu ödülde yıllardır Panathinaikos’un ambargosu var. Ödülü 6 kez Diamantidis kazandıktan sonra, geçen yıl da başka bir PAO’lu Stephane Lasme kazandı.

            Savunma ödülünü vermek için sayıları öne süremeyiz. Geçtiğimiz yıllardaki performansı ve sezon başında CSKA Moskova’ya geçmesiyle Kyle Hines’ın ödülü alabileceğini düşünüyordum ama beklediğim performansı ortaya koymadı.

            Top16 performansıyla –ve de takımının performansıyla- Ante Tomic’i favori olarak görüyorum. Kişisel sempatim –ve aşırı istekli savunması- nedeniyle David Moss’u da bu ödüle aday görüyorum.

            Top çalma istatistiğinde Jamon Lucas Gordon maç başına ortalama 2 top çalmayı başardı. Bogdan Bogdanovic, Maciulis, Diamantidis de onu takipteler. Doğuş Balbay da 40 dakikaya vurulduğunda 3.26 top çalıyor.

            Blok ortalamalarında lider 1.46 ortalama ile Bryant Dunston. Ortalamalar 40 dakikaya çekilse, Salah Mejri 4.91 blok ortalamasına sahip oluyor.


Yükselen yıldız

            Ödülü iki kez Mirotic kazandıktan sonra, geçen yıl Papanikolau kazanmıştı. Bu yılki adaylar; Bogdan Bogdanovic, Joffrey Lauvergne, Alessandro Gentile, Tomas Heurtel, Doğuş Balbay, Zoran Dragic, Alex Tyus vs.  Tüm oyuncular kendilerinden fazla bahsedilmeyi hak ediyorlar ve Euroleague’de son üç yıldır göremediğimiz kadar potansiyel yıldızı bu sezon gördük.
           
            Ödül takım durumuna bakarak verilecekse –ki son yıllarda öyle oldu- Alessandro Gentile’ye gidecektir. Takım değil de bireysel performanslara bakılacaksa ödülü hak eden ismin Bogdan Bogdanovic olduğunu düşünüyorum. Bogdanovic bu sezon sadece bir maç kaçırdı ve 32 dakika ortalamayla oynadı. Bogdanovic’in sezonuna dair en önemli nokta ise Top16 maçlarında önceki tura kıyasla daha etkili olması oldu. Top kayıpları arttı ama hücum-savunma performanslarıyla Top16’de daha da sivrildi. Toplamda 31 dakikada 15 sayı-3.5 ribaund-3.5 asist-1.5 top çalma ortalamalarıyla oynadı. Top kaybı ortalaması 3.5’a kadar çıkmasaydı ve takımını daha iyi yerlere taşıyabilseydi, MVP adayı bile olabilrdi.


Yılın koçu

            Yılın koçu için adaylar ortada. Barcelona’dan Xavi Pascual, EA7 Milano’dan Luca Banchi, CSKA Moskova’dan Ettore Messina ve Real Madrid’den Pablo Laso. İlginç bir istatistik şu ki, son dört yılda Yılın Koçu ödülünü alan koçlar sezon sonunda takımlarını şampiyonluğa taşıdı. Bu sezon Bayern Münih çeyrek final yapabilseydi, Svetislav Pesic de yılın koçu olmaya aday olurdu.

            Dört adaydan ödülü en çok hak eden kişi Luca Banchi’dir. Messina, Pascual ve Laso hem uzun ve başarılı kariyerlere, hem kaliteli kadrolara, hem de Avrupa’nın en büyük takımlarına sahiptiler. Banchi ise bunların hiçbirine sahip değildi. 48 yaşındaki Luca Banchi Euroleague’e ilk olarak geçen sezon Montepaschi Siena’nın başında adım attı. Sezon başında Milano’ya transfer olan Banchi, ilk turda Euroleague’in belki de en kolay grubuna düştü ve çok da zorlanmadan takımını ikinci sıraya taşıdı. Top16’de ise zorlu gruba düştüler. İki Yunan takımı haricinde, Barcelona-Fenerbahçe Ülker gibi pahalı takımlar ve Malaga-Laboral-Efes gibi çok da yabana atılmaması gereken rakiplerle eşleştiler. Daniel Hackett transferiyle Banchi’nin arzu ettiği kadro oluştu. İlk 10 maçta Langford’ın da katkılarıyla müthiş işler başaran takımda Langford’ın sakatlığıyla beraber Banchi’nin de koç olarak yetenekleri daha fazla ortaya çıktı. Fenerbahçe Ülker deplasmanındaki galibiyet ve farklı Barcelona galibiyeti ancak muazzam bir koçun yapabileceği işler. Maccabi’yi geçebilirler mi, şampiyon olurlar mı bilemem ama Luca Banchi ‘yılın koçu’ ödülünü fazlasıyla hak etti.

Yılın takımı

            Burada pozisyon pozisyon adaylarımı koyayım ve seçtiğim ismi belirteyim. Uzun yorumlar yapmayacağım:

            Oyun kurucu (PG) : Sergio Rodriguez, Carlos Arroyo, Dimitris Diamantidis
            Şutör gard (SG) : Keith Langford, Sonny Weems, Ricky Hickman
            Kısa forvet (SF) : Devin Smith, Tarence Kinsey, Rudy Fernandez
            Uzun forvet (PF) : Joffrey Lauvergne, Andres Nocioni, Derrick Brown
            Pivot (C) : Ante Tomic, Richard Hendrix, Tibor Pleiss

            Benim seçimim; Sergio Rodriguez-Keith Langford-Rudy Fernandez-Derrick Brown-Ante Tomic şeklinde olacak.

            Şimdi geçelim hayali ödüllere…

Yılın altıncı adamı

            ‘Altıncı adam’ ödülünü kesinlikle Sergio Rodriguez hak etti. Hatta, Rodriguez’i MVP olmaya bile aday gösterebiliriz. Rodriguez haricinde kenardan gelip takımının önemli bir parçası olan oyuncu da yok –Jerrels hariç- . Rodriguez’in istatistikleri ortalama 22 dakikada 14 sayı-2 ribaund-5 asist-1 top çalma. Rodriguez’in ikilik-üçlük ortalamaları %50’nin üzerinde ve serbest atışlarda da %94’lük başarı yüzdesine sahip.

Yılın çaylağı

            Burada ‘yılın yükselen yıldızı’ değil, Euroleague’de ilk sezonunu geçiren başarılı oyunculara bakacağız. Adaylar Malcolm Delaney, Justin Dentmon, Bryant Dunston, Derrick Brown, Samardo Samuels. Bu isimleri de ikiye ayıralım; kısalar Delaney-Dentmon ve uzunlar Brown-Dunston-Samuels. Uzunlar arasında Lokomotiv Kuban’lı Derrick Brown öne çıkıyor. Brown atletik yetenekleriyle Euroleague’e farklı bir hava kattı ve takımını sırtladı. Ortalama istatistikleri 14 sayı-5 ribaund-1.5 asist.

            Kısalarda ise birbirine denk iki oyuncu var. Oyun tarzlarıyla birbirine çok benzeyen iki isim arasında kazanan oyuncu Bayern  Münih’li Malcolm Delaney olacak. ’89 doğumlu Delaney 14 sayı-3.5 ribaund-4.5 asist ortalamaları yakaladı, takımının  başarılı olmasına katkıda bulundu.

           
Yılın Türk oyuncusu

            Bu sezon da Euroleague’de süre alan çok az Türk oyuncu vardı. Hemen sıralayalım;
            _ Fenerbahçe Ülker: Emir Preldzic, Melih Mahmutoğlu, Ömer Onan, Kenan Sipahi
            _ Anadolu Efes: Kerem Gönlüm, Doğuş Balbay, Semih Erden, Birkan Batuk
            _ Galatasaray LH: Furkan Aldemir, Ender Arslan, Sinan Güler, Cenk Akyol

            Bu oyuncular arasında sadece Emir Preldzic-Furkan Aldemir takımlarının başarısında kritik role sahiptiler. İkisini de sezon boyunca eleştirdim, son dönem performansıyla Furkan Aldemir Türk oyuncular arasında en etkili isim oldu.

           
Yılın transfer hamleleri

            Sezon arasında az transfer hamlesi olduğu için çerçeveyi genişletelim ve sezon başına dönelim. (sezon arasındaki en iyi transfer hamlesinin Hackett transferi olduğuna itiraz gelmez diye düşünüyorum)

            Sezon başına da takım olarak bakarsak; en iyi transfer hamleleri Malcolm Delaney-Nihad Djedovic-John Bryant-Bryce Taylor-Deon Thompson transferlerini yapan Bayern Münih’ten geldi. Sezonun en kötü transferlerini yapan takım ise maalesef ki Fenerbahçe Ülker oldu. Sezon başında pota altına Luka Zoric’i transfer ederek hata yapan Fenerbahçe Ülker devre arası transferinde hem geç kaldı, hem de Jackson-Sekulic hamleleriyle doğru isimleri transfer etmedi. Linas Kleiza transferini de unutmayalım.


            Son olarak ödülleri sıralayayım…

            MVP: Keith Langford
           
Yükselen yıldız: Bogdan Bogdanovic
           
            Yılın Savunmacısı: Ante Tomic

            Yılın Koçu: Luca Banchi

            En iyi beş: Sergio Rodriguez-Keith Langford-Rudy Fernandez-Joffrey Lauvergne-Ante Tomic

            Altıncı adam: Sergio Rodriguez

            Yılın çaylağı: Malcolm Delaney

            Yılın transferleri: Bayern Münih

            Yılın Türk oyuncusu: Furkan Aldemir

           
           

           

           

           











twitter.com/arifsahin1

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder